12 Mayıs 2010 Çarşamba

Sevgili Çağrı



Sevgili Çağrı,

Sana eniste dedik, arkadas dedik, meslektas dedik, blogumuzun diregi, optum bay'in erkegi dedik, basimizda dur dedik. Nerdesin be adam?! Ornek veriyorum, veriyoruuuum verdim; okuyucu mektubu alalim dedik, renk olur arada birkac tane; biliyorsun simdi onune gecemiyoruz. Biz tembel olduk onlar bizi birakmadi sag olsunlar. Ezgi ile ben inkar edemezsin ki yine de yaziyoruz surekli sikayet mektuplarini, sen toz pembe bi hayatta mi yasiyorsun nedir anlamadim ki, hic mi sikayet edecek seyin yok be Çağrışah? Ben sana kopya vereyim gerekirse, sen yaz. Yeter ki yaz su blog'a be gozum.

Boynumuz bukuk mu kalsin? Kucuk cocuklara "baban nerde cocugum?" dediklerinde, o cocuk melul melul bakar ya, iste biz de oyleyiz. Hani hani... Neyse olayi dramatize etmenin derdinde degil seni musadenle cumle aleme tatli tatli rezil etmenin derdindeyim. Bak sag tarafta ne yaziyor, Çağrı, Eda ve Ezgi'nin blogudur. Vallahi blog'ta ayaklanmaya sebebiyet vereceksin, ic hesaplasmalara gidecegiz. Bize guveniyorsun sanirim, kadinlarin elinden blog kurtulmaz gibi bir dusuncen de olabilir, ama biliyorsun bizim elimizden sen de kurtulamazsin.

Evet, kabul ediyoruz, Ezgi ve ben bir kez olsun elimizi soguk sudan sicak suya sokmadik sayende, teknik mudur olarak seni atadik ve Cagriiii sunu suraya koysana, bu nasi oluyooo, soyle yapsak olmaz miii diye taleplerde bulunduk, hepsini de yerine getirdin. Ama sen yazarsin! Bunu unutma, gerekirse ver bize domaindir, hosting'dir, ne bileyim blogun sagina soluna ayar cekmektir, azicik da biz yapalim. Sen de biz onlarla ugrasirken iki mektup yaziver.

Hadi Cagricim, artik vakti geldi. Odulu de kaptik, gozler uzerimizde, bizi yalniz birakma. Hem senin mektuplar daha bi kanitlara dayali, daha bi gercekci oluyor, biz kaptirdik mi duygularimizi karistiriyoruz hemen. En kisa zamanda cok buyuk sikayet etmen dileklerimle, ornegin sana bu hareketi yaptigim icin sen de bana hareketin allahini yaparak beni sikayet etmekle baslayabilirsin.

Ezgi'den izin alip optum, bay!

Eda

11 Mayıs 2010 Salı

Sevgili Bahar Alerjisi

Sevgili Bahar Alerjisi,

Hoş geldin… Her ne kadar seni özlememiş olsam da, her nisan-mayıs ayı geldiğinde yaptığın ziyaretleri “acaba ne zaman gelecek” diye bekler oldum. Bu sene biraz geciktin yalnız, hayırdır? Yoksa doktora gidip yeni teknolojilerden faydalanmamamı bozuldun? Yoksa bu uyguladıklarım yüzünden bir daha uğramayacak mısın bana?

Valla darılırım. Senin için papatya özlü kremli kağıt mendiller depoladım, mentollü selpaklar aldım. Her bahar olduğu gibi bu baharda “Geleneksel Kanyon’a Git Selpak Otomatından Hiçbir Yerde Satılmayan Selpak Cinslerinden Al” etkinliğimizi gerçekleştirmek için sabırsızlanıyordum oysaki. Ama bu sene sanırım ya gelmeyeceksin ya da gelip 1-2 gün yatıya kalıp gideceksin. Hey gidi günler hey… Bu aşının olmadığı zamanlar neymiş öyle? Gelir, günlerce kalır, gayrisafi millî hasılayı mendile yatırmamı sağlar giderdin. Burnumun ucu pancara döner, sesimse cinsiyetimin tersi akortta çıkardı. Hapşırma krizlerim yüzünden, o kadar çok “çok yaşa” alıyordum ki bir ara ölümsüz olabileceğim konusunda tereddüt ediyordum. En kötüsü de burnunum ucu bir süre sonra yara olur, bir de onu iyileştirmeye çalışırdım. Kısacası zincirleme trafik kazası etkisi yaratabiliyordum.

Ama bu sene, ilk kez bu sene, sevgili doktorumun takviyeleri ve aşılar sayesinde seninle görüşemedik. Umuyorum bir süre daha görüşmeyelim. Benden ve burnumdan ve en önemlisi burnumun ucundan uzak durduğun için sana teşekkür ederim.

Hadi canım kal sağlıcakla ve mümkünse gelme…

Öptüm bay!

Gül Fatma Koz

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Sevgili Facebook...

Sevgili Facebook,

Seni çok fazla tutmayacağım, birkaç diyeceğim birikti. Düşünüyorum da Facebook, ilk açıldığın zamanlar heyecanla üye olmuştum. Amerika'daki en yakın arkadaşım bahsetmişti senden, daha rahat fotoğraflarına bakarım, daha çok haberdar olurum diye üye oldum. Başlarda sevdim seni, yalan değil. Ama sıktın be Facebook. Sürekli bir değişim, sürekli bir gerilim.

Keşke eski haline geri dönsen, sürekli bir reklamın parçası olmandan çok sıkıldım artık. Hem zaten artık inandırıcı da değil, yok şu oyun, yok bu kampanya. Nerdeyse hepsi aynı, nereye kadar Facebook?
Keşke eski haline geri dönsen de 1 yıl içinde kaybolup gitsen hayatımızdan. Sevmiyorum seni, bayağı nefret ediyorum. Hem saçmasın, hem de ahlaksızsın. Sen kimsin ki bize sormadan profilimi değiştiriyorsun, bilgilerimi yayınlıyorsun. Sinsi!

Ama işte bizim de elimiz mahkum, iki tane yönetici olduğum grubum var orada. Hem malum herkes orada artık. Sen kimsin ki diyoruz ama malum herkes sende.
Senin tek toplu mesaj atabilme olayını seviyorum Facebook, başka da iyi yanın yok.

Yani istemeye istemeye öptüm bay! Ama lütfen bay artık.

e.

Sevgili Printer’lar

Sevgili Printer’lar,

Biliyorum işimizi kolaylaştırmak için varsınız. Ödev olur, iş olur, güç olur – hep yanımızdasınız. Fakat sizin benimle olan derdinizi anlayabilmiş değilim. Herkes bir şeyleri kolayca yazdırırken sorun çıkarmıyorsunuz da neden sıra bana gelince kağıt sıkıştırıyorsunuz? Hem öyle bir yerde rehin alıyorsunuz ki kağıdı “aa bak burayı açmamıştık hiç, sayende görüyoruz,”dedirtiyorsunuz insanlara, utandırıyorsunuz, rezil ediyorsunuz beni!

Hele bazen, hele bazen var ya, hiç o aşamaya bile getirtmiyorsunuz. Zaten bir tek seçenek var yazdırırken, “print” denilince yazdıracaksın. Ama yook, yine herkes beklemeden şakır şakır alsın çıktıları, tam ben alacakken bağlantısını koparsın kendi kendine, ya da “Printer bu belgeyi yazdıramadı,” desin, çevrimdışı çalışmayı denesin, hiç olmadı “yazdırıyor” yazsın ama öööyle beklesin dursun hiç çıktı vermeden.

Başka bilgisayarlardan aynı işlemi yaptığımda kendinizi sorunsuz süper çalışan bir printer gibi göstermeniz sizi daha çok sevmemi sağlamıyor, vazgeçin bundan.

Öpemiyorum kusura bakmayın, bay!

Burcu Karakurt

Sevgili Topuklu Ayakkabılar

Sevgili Topuklu Ayakkabılar,

Sizi gerçekten takdir ediyorum. Ayaklarıma girdiğiniz andan itibaren bütün omurgamı hizaya sokup bana bile kadınsı bi hava veriyorsunuz. Popomdaki dik görünüş efendime söyleyeyim bacaklarımdaki gerginlik yürürken çıkardığınız iç gıcıklayıcı sesler ve bunun gibi bir sürü güzel yanınız var.

Fakat ya sonrası? Sonrasında her şey bitip ayağımdan çıktığınızda üzerimde bıraktığınız etki o dayak yemiş hallerim, bütün bedenimi nasıl oluyorda bu derece yorup işlevsiz hale getirebiliyorsunuz? Neden sizden ayrılınca bedenimde mavi ekranlı error yazıları çıkıyor hı neden? Bunun için bi açıklamanız var mı canlarım? Neden bu acıyı bana yaşatıyorsunuz? Nedir amacınız sizi ayağımdan hiç çıkarmamamı mı ima ediyorsunuz?

En ince topuklunuzdan başlayarak en kalın topuklunuza kadar hepinizi öptüm bay!

Ilkay Tok

9 Mayıs 2010 Pazar

Sevgili Zeynep

Sevgili Zeynep,

Seni gidi arkadaslarin en vefasizi, seni gidi iskolik, seni gidi unutkan seniii. Kariyerinde gozum yok ama kendimi durduracak degilim. Iste beni arayip sormazsan boyle bloglarda dilime dusersin, sabaha kadar sikayet edebilirim seni, basina gelecekleri su satirdan anladigini zannediyorum :)

Sana kendimi hatirlatmak icin yapmadigim kalmadi, facebook duvarinin mudavimi oldum, inbox'larina saldirdim, gozum chat kutucuklarinda kaldi. Sen dunyanin bi yerinde, ben baska bi yerinde. Bu ne boyle be, of? Tum dev sirketlere kendisi icin bu da referans mektubum olsun; Zeynep dunyanin en caliskan, en basarili, en zeki insanidir. Tum arkadaslarina referans mektubumda ise o kadar caliskandir ki her seyi unutur, ortadan bir kaybolur bulamazsiniz diyecegim. Diyim mi, diyim mi ha soyle? Madem sen gidiyorsun ben napiyim Istanbul'da - burada Gokhan'i da analim- dedim ben de kalktim buraya geldim, ama en azindan ben online dunyada iletisim surduren biriyim canim, sana da tavsiye ediyorum.

Zeynooo alt metni okuyabildigin uzere seni cok ozledim, bak beni kendine cemkirtme. Blogun gelenegi uzerine sana ceza veriyorum, hafta sonlari detayli mail, hafta icleri 3 gunde bir inbox, her gun poke, icinden geldikce duvarima yazi. Fotograflara falan yorum da olur, neseli olur. HER GUN 1 YENI BILGI!! Ne yapiyorsun, ne ediyorsun bilmek istiyorum. Is icin rapor hazirlarken bana da bir ozel hayat raporu hazirla gonder tamam mi? Yoksa Sikago'dan Viyana'ya tunel kazarim.

Seni su ana kadarki blog'daki tum opucuklerin toplami kadar optum ama cok da sitem ettim, bay!

Kadim dostun, oda arkadasin Eda

Sevgili Sarı Renk

Sevgili Sarı Renk,

Madem dunya uzerinde hic kimse seni sevmiyor, sen neden varligini surduruyorsun? Biliyorum sizin camiada dogada var olunca bir daha ortaliktan kaybolmak diye bir sey yok. Ama sen yine de tum haklarini sana yakin olanlara, yani samimi oldugun arkadaslarina devredip gidebilirsin. Konus turuncu ile kirmizi ile falan, onlar senin yaptigini zaten yapabiliyor, kapsiriyorlar seni.

Hayir, 100 kisiye sorduk 100'u de renge bak ya amma da igrenc dedi. Ben senin yerinde olsam istenmedigim yerde kalmazdim. Bir gunesin arkasina siginip bu kadar onursuz olmak hos degil. Sen hic zenci kadinlar disinda senin rengine sahip olan bir kiyafeti bir insanin satin aldigini gordun mu? Dekorasyonda veya baska bir sey icin hic kabul gordugunu gordun mu? Goremezsin cunku sen sarisin.

Benim seninle bir sorunum yok yanlis anlama, ama biz burada halkin sesi olmak zorundayiz. Baya baya igrenc bi renksin, kabul et. Yuzune soylemek gibi oldu ama yuzsuz oldugunu belirtttigim icin o konuda da icim rahat.

Optum ama lafimi da soyledim, bay!

Eda


göz kamaştırıcı

4 Mayıs 2010 Salı

Sevgili Kış...

Sevgili Kış, 

Seni severim bilirsin. Yağmurunu, karını severim… Ama her şeyi tadında bırakmak lazım değil mi? Ben severim dedikçe sen yapıştın kaldın. Yüz buldukça  şımardın iyice…  
Bak bu kadar insan gitmeni bekliyor. Yeter artık bıktık senden de, soğuğundan da. Artık ısınmak, soyunup dökünüp tshirtlerimizi giyip yaza yakışan şeyler yapmak istiyoruz… Zaten seninle ilgili ne varsa hepsini kaldırdım, görmek bile istemiyorum uzun bir süre. Ben bile yazı özlediysem gerisini sen düşün artık. 

Hayır anlamıyorum ki bu ısrarı. Üstelik ısrardan da nefret ederim bilirsin. Hemen çekip gitmezsen bundan sonra aramız eskisi gibi olmayacak ona göre, sonra uyarmadı deme. Bırak artık peşimizi. Kendinden iyice soğutmadan git artık. Git seneye görüşeceğiz nasılsa… 

Yani sevgili Kış yeter kışt artık… 

Öptüm bay, hadi canım bay hadi… 

Gökçe Göksel

Sevgili İngiliz Enişte...

Sevgili İngiliz Enişte,

Hayır çok iyi adamsın biliyorum. Ama sendeki ağır kanlılık, sakinlik taş çatlatan cinsten. Hayır tamam biz yetişkiniz öyle ya da böyle kendimize hakim olmayı beceriyoruz. Lakin 4 yaşındaki küçücük oğluna da mı acımıyorsun. Çocuğun "come on" demekten dilinde tüy bitti, yapmadığı yaramazlık kalmadı sen hala hiçbir şey yokmuş gibi televizyonun karşısında oturup maç izlemeye devam ediyorsun. Şimdi evden çıkıyoruz demenle evden çıkman arasında en az 45 dk var. Pes!

Bununla da bitmiyor maalesef. Ben sabahtan beri yazık teyzeme diye temizlik yapayım sen dışarıdan geldiğin ayakkabılarınla evin içinde fink at. Bana hiç burası evropa memleketi pek temiziz biz masalı da okuma. 5 aydır buradayım öyle sokaklar bize anlatıldığı gibi bal dök yala falan değil. Kendin yaptığın yetmiyormuş gibi bir de kuzene örnek oluyorsun. Temizlikten önce evin içinde gerçekleştirdiğiniz su savaşına mı delireyim yoksa temizlik sonrası elinde kekle bütün evin içinde dolaşmana mı hiç bilemedim. Yani sevgili İngiliz Eniştecim, öyle "Thank you for cleaning" le "Cake was delicious, eline sağlık(bunu türkçe söylemeyi de öğrenmiş takdir ettik)" demekle olmuyor bu kibarlık işleri. Kibarlığa bir zahmet saygı göstererek başlayacaksın.

Sen o ayakkabıları çıkarmayı öğrenene kadar öpmüyorum hiç, bay

Ezgi Aydın

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Sevgili Uyku

Sevgili Uyku,

Iyisin hossun hatta tatlisin da senin ciddi bir zaman problemin var. Simdi soyle bi baktiginda senin hakkinda standartlar var, biz insanlarin bi gun icinde ne yaptigi ne ettigi belli. Gunduzleri gosterdigin performansi senden geceleri de bekliyorum, aksi takdirde kotu niyetli oldugunu dusunmeye baslayacagim. Radarli misin nedir deli gibi isim oldugunda gelip oturuyosun goz kapaklarimin ustune, itiyorum itiyorum gitmiyorsun iyice bi agirlik yapiyorsun.

Ozellikle de yapiyor gibisin bariz, senin yuzunden anne jargonuna baslica kaliplar disinda bir de 'akşam yatmak bilmiyorsun sabah kalkmak bilmiyorsun' kalibi eklendi, gece oyle ekrana bos bos bakip allam uykum gelse de uyusam sabah insan gibi hayatima devam etsem diyen bizler senin karsinda caresizce direniyoruz. Terbiyesizlik yapma lan, isim varken bi daha sakin gelme. Yoksa senin ustune fincan fincan kahve, enerji icecegi ve bi ton sey salarim. Esnemekten gozlerim yasariyor, duygusal anlar yasiyormus gibi oluyorum. Ben esnedigimde karsimda biri varsa o da esniyor, o esnedi diye ben tekrar esniyorum ve belirli bir kivama gelmis oluyoruz, yapilabilecek tek sey bi kenara kivrilmak. Profesyonel hayatta bi kenara kivrilmak diye bi sey yok canim, kan canagi goz diye bir sey var.

Cocukken de ne zaman odevim olsa manyak gibi gelir pesime takilirdin, beni gunluk planlarimdan etme. ciksari! Bundan sonra yalnizca yatay pozisyonda yatak ve benzeri yumusak bi yerdeyken geleceksin, planlarini ona gore yap. Kendi duzenin bozuk diye -ki kendine artis isim de bulmussun, bozuk uyku duzeni diye- benim duzenimi de bozamazsin, buna izin vermem.

Su an bu satirlari isime ara verip biraz utanir da gidersin diye yaziyorum. Ona gore bak. Optum, bay!

Eda

Sevgili Sivilce...

Sevgili Sivilce,

Düş artık biz yaşını başını almış insanların yakasından! İş görüşmesi öncesi olsun, mezuniyet balosunun hemen bir gün öncesi olsun, böyle olur olmadık zamanlarda, başka yer bulamamış gibi kulak içinde, ne bileyim, canlı yayında yapılan röportaj esnasında tv'ye çıkmak için aradan kafasını sallayan insan modeli gibi alnın tam ortasında birden bitivermen hiç hoş değil!

Dokunulmazlığın var zannediyorsan yanılıyorsun bak söyleyeyim. Sen benim canımı sıkma, yoksa ben seni sıkmasını bilirim!

Sıktım, pardon öptüm bay!

melankolikdeli

30 Nisan 2010 Cuma

Sevgili IKEA...

Sevgili IKEA,

Lütfen yeni taşınan modern çiftler için odak noktası olmaktan vazgeç! Madem Ümraniye, Bayrampaşa gibi muhitlerde mağaza açıyorsun, git onlara seslen.

Bunca zamandır motorlu taşıtlar ehliyetim var diye “Bizi IKEA’ya götür, sana da İsveç köfte ısmarlarız” diye kandırılan benden, hiç ihtiyacın olmamasına rağmen söğüşlediğin yüz milyonlardan utanmalısın.

Özellikle de; İsveç’ten tasarımcı çıkmaz dedirten, ne işe yaradığını anlamam 2 dakikamı alan, giriş sepetindeki 1-2 liralık şeylerle beni kandırıp arada karnımı doyurup sonra da “bu halı bu sepete sığmaz” diye beni söyletiyosun.

IKEA’cığım en bi anlamadığım şey ise; “Fırsat Köşesi” dediğin yerde ikiye bölünmüş dolabı 20 lira daha ucuza hem satıp, hem alıcıya paketletip, hem de kendisine monte ettirmendir. İnsanları bu hale sokan şeyin ise İsveç köftesinin sosu olduğunu da gayet iyi biliyorum.

Ocağıma incir ağacı ekeyazsan da yine öptüm bay!

Cüneyt Durukan

Sevgili Konser Biletleri ve Onların Fiyatları

Sevgili Konser Biletleri ve Onlarin Fiyatlari,

Konser biletleri sizinle baslayalim. Neden bitiyorsunuz arkadasim siz hemen? Bizkackisiyiz.com ki hop diye tuketiyoruz sizi, hayir siz kac kisiniz ki yetemiyorsunuz hicbirimize. Ben, sen ve o bilet bulamadigindan yakiniyorsa su konserlere, kim aliyor yahu sizi? Muzige gonul verip akabinde rakci olup bu ugurda aktif rol almaya basladigimdan beri hayalim bir gun basin olup - basin olmak - bileti oldugunuz seylere afedersiniz beles girmekti. Beles kelimesi bana cok ters geliyor da, bedava desem olmuyor, ucretsiz desem zaten sacmalik, neyse. Buyudum, gazeteci olmadim belki ama dergici oldum, bir nevi basin oldum, hicbir sey uzaktan gorundugu gibi degilmis iste o da yetmedi. Cok uzagiz zaman zaman, cok.

Gelelim bu mesafeleri ve serzenisleri ustlenen sebep konser biletleri fiyatlarina. Hop baksaniza bi, insenize asagi! Neden o kadar fazla, yuksek, cok, pahali, asirisiniz. Yukseklerde gozunuz mu var? Yok olmadi, gozunuz yukseklerde mi? Konser bileti fiyatlari bakin size soyluyorum. Bu isler boyle olmuyor, biz bi kere gonul verdik bu ise, o konserlere gidilecek. Bu ugurda onumuze cikan yegane engel de sizlersiniz. Istedigin kadar cok paran olsun, bunlardan bir tanesi 100kusur milyon olunca ustune de yaz mevsimi gelip sezon acilinca yine de bi paraya kiyamama durumu oluyor.

Ayrica konser biletleri size geri donuyorum, ona buna dagiliyorsunuz onceden yalakalik olsun diye. Sonra o hipsterlar bileti oldugunuz konsere ya gitmiyor ya ortam olsun diye gidiyor da iki dakika sonra cikiyor. Siz siz olun, degerinizi bilen adamin cuzdanina girin. Burada bu yasa gelip de sizin koleksiyonunuzu yapan, arada acip manyak gibi bakan tipler var. Ayakkabi kutularinda saklandiginiz icin bozuluyor olabilirsiniz ama insanlar icin o ayakkabi kutularinin anlamsiz bir onemi ve yeri var, yanlis anlamayin yani, iyi bir sey.

Dunyanin butun konserleri, birlesin! Tek festival olun gelin, festival ucuza geliyo.

Bi daha sakin ben almadan bitmeyin, fiyatlar siz de inin ordan asagi. Optum, bay!

Eda


mektubuma bir baska yaramla son vermek istedim, allah cezani verecek Depeche Mode.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Sevgili McDonalds’ın Kadınlar Tuvaleti...

Sevgili McDonalds’ın kadınlar tuvaleti,

Hangi şehirde ya da ülkede olduğunun bir önemi yok. Seni tanıdım tanıyalı leşsin, kalabalıksın, pis kokuyorsun. Ya bir de kadınlar erkeklere göre daha derli toplu, temiz olur derler, alakası yok. Geçen gün seni temizleyen teyze bile şikayet ediyordu kendi kendine, erkeklerin tuvaleti bile daha temizmiş.
Beni kadınlığımdan utandırma ey tuvalet! Kendine gel. Bir kere çöplerinden fışkıran o kağıt yığını ne öyle. Naapıyo bu kadar kadın bu kadar çok kağıdı??!! Kimbilir kaç tane ormanımız feda oluyo bu kağıtları elde etmek için. Bir de çöpün içine atılsalar keşke. Yok. İlla ki kenarda bir yığın olacak. Çöpteki kağıt olmayan, akla hayale sığmayacak diğer objelerden hiç bahsetmiyorum bile. Ne işi var onların orada?!
Senin görevin, amacın belli tuvalet. İzin verme öyle art niyetli insanların seni suistimal etmesine.

Öpemiycem, midem kalktı. Bay!

begburry

26 Nisan 2010 Pazartesi

Sevgili Saçlarım...


Sevgili saçlarım,

Sizi severim, yalan söylemeyeyim şimdi. Sezar'ın hakkı Sezar'a fena değilsiniz. Belli ki siz de bunun farkındasınız. Yalnız sizinle büyük sorunlarım var...
Bir kere içinizde sensör falan mı var, ben ne zaman dışarı çıkmayacak olsam inanılmaz gözüküp, dışarı çıkacağım günün sabahı bir saçmalıyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır anlamıyorum. Hayır evdeyken havanızı sabahlığım ya da pijamalarım falan veriyorsa çıkarken de giyicem onları.
Ayrıca hiç şekil almıyorsunuz, fön çektiriyorum 1 saate bozuluyorsunuz. Babam da kuaför değil benim aaa!
Kahkül kestiriyorum hemen uzuyorsunuz, uzun saçlarımı özlüyorum fiiyuuu sizden tık yok. Ha bir de alıngansınız, tam diyorum ki saçlarımı kestirme zamanım geldi, bir bakıyorum yine iyi gözüküyorsunuz. 22 senedir beraberiz artık ortak bir dil kullansak diyorum!

Bakın yarın kuaföre gidiyorum, kestiririm 3 numara görürsünüz! Uyarmadı demeyin!

Öptüm her telinizden, bay!

e.

25 Nisan 2010 Pazar

Sevgili ADSL Faturası...

Sevgili ADSL faturası,

Daha dün gibi hatırlarım seni ödediğimi. Göz açıp kapayana kadar gene geldin, dayandın kapıma. Başımın üzerinde yerin var dedik, bağrımıza bastık. Ama yüzsüzlüğün bu kadarı. Hem benim etim ne budum ne ki o kadar parayı her ay sana vereyim.

Hadi hakkını versen neyse. Ara sıra yaptığın tutukluklar, yavaşlıklar da cabası. Bak fatura, akıllı ol aklını alırım.

Öptüm bay,

Begüm B.

24 Nisan 2010 Cumartesi

Sevgili Priest'ler ve Tank'lar...

**DİKKAT YAZI YOĞUN ŞİDDETTE WOW İÇERİR**

Sevgili Priest'ler ve Tank'lar,

Öncelik Tank'lar sizden başlayacağım, sizi yedirdik içirdik, besili hayvanlar gibi kıyafetleriniz var. Çalıştınız didindiniz, gayet güçlü adamlar oldunuz. Health'lere doyamıyorsunuz. O kadar büyüdünüz ama hala malsınız, kusura bakmayın. Instance'a girdiğimde bütün aggroyu ben alıyorsam sizi oradaki göreviniz ne? Öldürdüğümüz yaratıklarla yakın bir şekilde konuşmak mı? Seni aramızda seçip gidip konuş diye yollamıyoruz adamların ağzına. Sizin o aggroyu almanız lazım ki biz de büyülerimizi yapalım değil mi ama?! Ben Warlock halimle birkaç tane curse attım diye nasıl alırım ki o aggroyu? Aklım almıyor yani, sen orada napıyosun abii skill mi kasıyorsun? Yeri değil ulan! Nereye kaçacağımı şaşırıyorum resmen! O aggrolar bir dahaki sefere alınacak, o kadar!

Sıra geldi Priest'lere. Anlıyorum işiniz zor, hem büyü yapmaya çalışıp hem bizim Health'tir, Mana'dır kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Ama size iki sözüm var. Birincisi, sırf merakımdan bi Priest karakter açtım, adım atsam level atlıyorum. Bu ne biçim iş arkadaş?!! Ben diğer kızımın level'larını arttırıcam diye nasıl kastım biliyor musun? Görevlerinde ayrı bir hoş, ya sana dokunmayan yaratıkları öldürüyorsun, ya çiçek topluyorsun ya da yine sana saldırmayan "HORDE"lara saldırıyorsun. Ah o Horde'lar yok muu.. Onlara da bir mektup yazardım ya çok büyük acılarım, travmalarım var...
Heh gelelim ikinci konumuza, diyelim ki bir Instance'a girdiniz, ilk baktığım şey bizi kimin heal edeceği, çünkü sizin oralarda olmanız aslında bizim için bir ölümsüzlük. Ama hepimiz birden nasıl ölmeyi beceriyoruz? Hiç bunu düşündünüz mü? Olmuyor canlarım, pıt pıt atladığınız o level'ların kıymetini bilmiyorsunuz. Şaman'lara yollayıp kursa sokucam sizleri, onlar şahane.

Öpüyorum ayrı ayrı (Horde'lar hariç, ölsün onlar), bay!

e.

21 Nisan 2010 Çarşamba

Sevgili Kalp


Sevgili Kalp,

Kaçan kovalanır, yok efendim ss kuralı diye diye senin de aklını çeldiler yıllarca. Nerede çile çektiren biri varsa banane bana bunu alıcan işte diye tutturdun, seni koşulsuz sevene de alyuvar kıvırdın. yahu sorarlar adama, çile bülbülü müsün?

Hadi sen kendi kendine acı çektiriyorsun, ya diğer organların suçu ne? Senin yüzünden mideye kramplar, göze yaşlar, sinir sistemine error'lar mavi ekranlar geliyor, organ dediğin bu kadar bencil olur mu? Şunun şurasında bir takım işi yapıyorsunuz.

Yarın öbür gün ya mide bana ne sindirmicem, akciğer bana ne temizlemicem, göz bana ne kırpmıcam derse kalp? Ha kalp? O zaman ben ne ettim, ben loblarımı nereye vurayım demeyecek misin?

Diyeceksin ya.

Hadi canım, hadi ciğerim (iltifat kabul et bunu) sen bünyeyi zorlama, ille çektireni isterim ben diye uykuları harap ettirme, hayatı çekilmez hale getirme.

Bak sana kalbini veren var karşında, boşuna bünyeye daha fazla zarar verme.

Öp bakayım onu da ben de seni öpeyim.

Hadi bay.

Cansu Elter

Sevgili Fıkra Anlatan Taksici...

Sevgili fıkra anlatan taksici,

Ben zaten taksiye bindiği zaman "acaba taksici nasıl çıkacak?" paniği yaşayan bir insanım. E bir yandan da "fıkra anlatılan insan" konumunda olmak zaten dünyanın en zor sınavlarından biri... E arkadaş sen ne acımasız bir kombosun peki?

Güzel fıkraya asla karşı değilim. İyi anlatılan, komik bir fıkra insanın gününü gün etmez belki; ama en azından "eh eh eh eh" diye bi sırıtırsın, keyiflenirsin iyi anlatılan fıkraya. E ama arkadaş;

1- Benim en son ilk okulda duyduğum fıkraları anlatıyorsun
2- Komik değilsin
3- Fıkra hiç komik değil
4- Gülmekten fıkrayı anlatmayı da beceremiyorsun
5- Her şeyden kötüsü: FIKRAYI AÇIKLIYORSUN BE ADAM!

Dünyanın en gerizekalı fıkrasını anlatıp onu niye açıklıyorsun ya!? Mal mıyım ben? Levent'ten Taksim'e giden bir insanın o fıkrayı anlayamayacağı fikrine nasıl ulaştın?

Bi de bir yandan gülmek zorundayım muhtemel bir "brain damage" yememek için; ama nasıl bir adamsın ki, ben güldükçe anlatıyorsun, güldükçe anlatıyorsun...

Bak belki 2 ay oldu, nasıl bir travma yaşattıysan atamıyorum üzerimden. Geceleri kan ter içinde fırlıyorum yataktan "Ya o değil de, şu Temel ne acayip ya MEHE MEHE MEHE!" diye...

Demin defterimin arasından sana yazdığım bir şiir çıktı, onu da paylaşayım da tam olsun.

Önce bir an gerildim, "bu doğru taksi mi?" derken
Paris'e gitmiyordum ya, inecektim zaten erken
Taksicinin fıkra anlatacağını eğer binmeden bilsem
Ümüğümü sıksalar binmezdim ki zaten.
Madem ki yol kısa, bari bineyim derken...

Beynim desen kurudu kaldı, anlattığın fıkralarla
Aşık atamaz oldum içi boş kuklalarla
Ya o değil de, şu Temel ne acayip ya MEHE MEHE MEHE!

Çağrı

Sevgili Bürokrasi...

Sevgili bürokrasi,

Bebelerimizi bilimin ışığında aydınlatalım istedik, okullarımıza teleskop kazandıralım istedik. Hani para pul da istemedik kimseden. Kendi çapımızda elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çabaladık. Onca işimizin, gücümüzün, çoluğumuzun, çocuğumuzun arasında gece gündüz el emeği göz nuru ile cam yonttuk, ayna yaptık, teleskop yaptık.

Bebelerimiz, hayallerindeki uzayı resmetsinler, halk tarafından en çok beğenilen resmin okuluna teleskobu verelim dedik. Gökbilim sevgisi aşılayalım dedik. Gökyüzünü uçan dairelerden, Ay, yıldız ve Güneş'ten ibaret bilmesinler, Galileo amcamızın 400 sene evvel yaptığı gibi Satürn'ün halkalarını, Jüpiter'in uydularını, Ay'ın kraterlerin gözlemleyebilsinler istedik.

İlk Teleskobum diye bir şey yaptık. Lakin senin engeline takıldık ve iznimizi alamadık. Aman napalım, bizim de iman dolu Sosyal Medyamız var. Öyle duyuramazsak böyle de elbet bir şekilde duyururuz sesimizi. Hadi öptüm bay!

Göktaşı

Sevgili Sürekli Seyiren Kolum...

Sevgili sürekli seyiren kolum,

Hasta ettin be beni! Yeter aaa!! Çin işkecesi gibi sürekli de devam etmezsin ki, arada bi soluklan otur şöyle. Bir rahatliyim di mi ben de?
Ama yok sen 1 hafta boyunca her gün saatlerce seyirmekten yorulmuyorsun, yorulduğun zamanda gidip gözüme veriyorsun nöbeti. Oh ne ala!?! Ben delirme nöbetini kime vereyim o zaman?

Git kendine çeki düzen ver, sinirlerin bozuksa yoga falan yap. Zira benim sabrım kalmadı!

Öptüm bay!

e.

Sevgili Tembellik ve Calismamak Icin Yapilan Anlamsiz Hareketler

Sevgili Tembellik ve Calismamak Icin Yapilan Anlamsiz Hareketler, ,

Ay sonunda maaslari sen yatiracaksan soyle, aksi takdirde mektubuma basliyorum. Efendim, duyamadim? Biliyordum zaten! Daha once motivasyona, konsantrasyona ve ilhama mektup yazdigim da oldu optum bay araciligiyla. Ama hicbiri senin kadar zor durumda birakmamisti beni, kendi caplarinda arada bir oyaliyorlardi o kadar.

Gunduz saatlerinde geliyor, aydinlik hava devam ettikce israrla yanibasimda oturuyor pesimi birakmiyorsun. Gece oldu mu sabir tasmasi durumunda basina geleceklerleri biliyor olmalisin ki havanin kararmasiyla beraber sivisiyorsun ortaliktan. Butun gun yapacagini yapip gece saatlerinde beni isle gucle yalniz birakman terbiyesizligin en buyugu! Sen yapacagini yaparken ben ve dadandigin diger tum sana karsi koyamayan insanlar hicbir sey yapamiyoruz. Sonra buyrun 'asla yetismeyecek!'lere..

Icinizden en cok en son yapilacak hareketler dikkatimi cekiyor, ornegin benim su an niye optum bay'a yazdigimi asla kimse aciklayamaz. 7/24 toplantidayim, dunyanin en mesgul insaniyim imaji cizmeyi hic istemem ama gercekten su 3 gun normale gore bin kat daha fazla yogunum. Icebilecegim her seyi ictim, masamin uzerini defalarca duzelttim, her seyin yerini degistirdim, konusabilecegim arkadaslarimla en gereksiz konulari konustum, yapmamam gereken islerin buyuk bir kismini bitirdim. Simdi izninizle yavastan deadline beni yemeden islerimi yapmam lazim.

Simdi gidin persembeden sonra yine gelirsiniz, agirlayacagim soz. Opersem gidecek misiniz? O zaman optum bay!

Eda

20 Nisan 2010 Salı

Sevgili Izlandali Volkan...

Sevgili Izlandali volkan,

Senin icinde birikmis gazlari bir anda salivermen ile hayalkirikligina ugrayan benimle birlikte kac bin tane insan var farkinda misin? Isimiz var gucumuz var, zar zor bi izin almisiz, gurbet elden memlekete gidiciiz diye kendimizi hazirlamisiz, hediyeler alinmis, randevular ayarlanmis... ama senin pirt yapasin gelmis. Ayip olmuyo mu yani? Ufaktan saliim, kimse rahatsiz olmasin deme yok, terbiyesizligin, densizligin bu kadari. Bu da yetmezmis gibi, icinde ne öldüyse artık yumurtayi animsatan bir koku yaydigi soylentileri yayiliyo etrafa. Henuz benim burnuma gelmedi, ancak, o sahane kokuyla birlikte partikul de cikartmayi becermen buyuk bir basari. Afferim afferim, boyun uzadi mi yani? Butun Avrupa'nin hava ulasimini engelledin?! Herkes kaldi oooyle haberlere odaklandi, en sevilen program Avrupa icin Hava Durumu oldu. Hadi onu gectim, icinde yillarca biriktirdigin gazlarinin eseri küller asit yagmuru haline donussun o zaman resmen isyan ederim haberin olsun. Senin yine de umrunda olmaz biliyorum ama olsun... Insallah seni tikiycak bi tipa bulurlar da icindeki kukurtdioksitli pirtlarla catlarsin.

Lanet olsun adamim ya!

Yoksa tabiat ana bize bisey mi ima etmeye calisiyosun Izlandali Volkan'i araci kullanarak? Ayip oluyo ama ne diyceksen direkt soyle... Ona gore kendimizi ayarliyalim... Insanligin karsindaki ezikligini kullanmak yanlis bisey kanimca, sana da ayrica hic yakismiyo.

Opulecek bi yanin yok senin, bay.

Özge Yurdal

19 Nisan 2010 Pazartesi

Sevgili Öptüm Bay'a Öptüm Bye diyenler


Sevgili Öptüm Bay'a Öptüm Bye diyenler,

Sevgili okuyucularimizin cok sevgili bir kismi; sizi digerlerinden ayirdigimizdan degil ama size laflar hazirladik, sartlar oyle gerektirdi. Buyrun almaz misiniz? Blogumuzu okuyup guldugunuzu, ustune bir de sevdiginizi biliyoruz, blog da sizi cok seviyor ve hatta daha ne yapsin goruyorsunuz firsat buldukca opuyor da opuyor.

Fekat bizim bir adimiz var, onu da cok seviyoruz. Kusura bakmayin ama ondan feragat etmeyi de dusunmuyoruz. Blogun ismi kiss-kiss bye-bye degil, gayet ve son derece Turkce olmakla beraber 'öptüm bay'. Hayir domain ismimiz bile bunun uzerine, nasil oluyor da bye diyebiliyorsunuz anlamiyorum. Yakin arkadaslarim olanlar, size de bir sey diyemiyorum, 'yalniz o bye degil, bay tamam mi?!' desem 'aman iyi be' diyeceksiniz. Sevimli blog uzerinden isimi goreyim de sonra ustume kalmasin.

Geldik ceza kismina. Bugune kadar hatali yazanlar 2 ortali harita metod (cizgili) defterinin son sayfasina kadar blogun dogru ismini yazacak. Pdf seklinde gonderirsiniz, notlari blog uzerinden aciklayacagim. Istediginiz satirdan baslayabilirsiniz.Fatoshopla kenar susu yapanlara ek puan verilmeyecektir. Copy paste yasak, el yazisi lutfen.

Optum bAy canlarim!

S.S.V.D.S.O.A. (Sizi Seven ve Daima Sevecek Olan Arkadasiniz) Eda

Sevgili Kabarmayan Kek...

Sevgili kabarmayan kek,

Tam da ''hamdım,piştim,oldum'' üçlemesinin üçüncü kertesinde hissederken kendimi, bu yaptığın reva mıdır bana? Pek ev kızı modunda olmamama rağmen gelen misafirlere tüm ukalalığımla tarif verme mertebesine erişmişken bu kendini bilmezlik neden? Ne demeye kabarmazsın, amacın ilgi çekmek onu anladık,ama haddini aşıyorsun dikkat et.

Ben ki kendimi yuvasında her daim sıcak aşın bulunduğu dişi kuş gibi hissetmeye başlamış, sevgilisinin kırk taklayla konuyu açtığı evlilik kurumuna insani yaklaşımlarda bulunmaya başlamış bir kızcağız iken bütün hevesimi fısss diye söndürdüğüne değdi mi söyle!! Bulduğum her tarifi noktası virgülüne değmeden yapmama rağmen nedir bu kabarmamaktaki inadın? Bir yerine iki hatta zaman zaman üçü bulan o kabartma tozlarıyla geçinememen,içine sindirememen bana olan garezin değil de nedir? Elimi attığım bütün hamurişlerinden alnımın akıyla çıkmışken, hatta kendimi hamurişlerinden sorumlu devlet bakanı ilan etmeme ramak kalmışken bütün karizmamı yerle bir ettin. İnada bindirdim, evdeki herkese günde 2 öğün kek pişirdim ama olmadı yine olmadı. Beş santimetreden fazla kabarsan içine kattığım onca cevize, kuru üzüme, havuça, bitter çikolataya yazık olmasa nolurdu? Bana acımadın ''ıssız adam''a konu olan havuçlu tarçınlı kekin de mi hatırı yoktu?

Binbir hevesle onca paraya aldığım pişirme setiyle birlikle tüm hevesimi dolaba kaldırdım.

Çok kırdın beni ama yine de öptüm, bay!!

Gizem Arda

16 Nisan 2010 Cuma

Sevgili Öptüm Bay...

Sevgili Öptüm Bay,

Tamam, seni seviyorum. Öpüp bay dediklerine çoğu zaman ben de öptüm bay diyorum. Hani dilin falan da çok eğlenceli. Bunlara hiçbir lafım yok. Hatta Sinem İzmirlilerle ilgili yazıyı yazdığında bile seni sevmeye devam ettim, o derece.
Ama şu seni okumanın zorluğu yok mu… İmleci getiriyorum, yazının üzerine koyuyorum, şöyle hafifçe bir seçeyim diyorum. Ne oluyor peki? Seçiyor, ama alt satırı! Hayır, ben gerizekalı falan mıyım? Ben alt satırı seçmek istesem alt satıra götürmez miyim imleci?

Eda'ya, Ezgi'ye, Çağrı'ya söyleyeyim bunu bir ara diyorum, ona da utanıyorum. Koskoca adam olmuş, hala parmakla takip eder gibi imleçle okuduğunu takip ediyor demezler mi adama? İmleci satırın ortasına getirip aşağı doğru seçip kaydırarak hızlı okumaya yardımcı oluyorum ben. Ama ne bileyim, dalga geçerler diye onlara da söyleyemiyorum işte.

Neyse ki çok uzun metinler bulunmuyor. Yoksa okuma alışkanlığımı değiştireceksin. Başka blogları okurken de bir satır üstten falan başlayacağım okumaya. Ha, bu arada… Hadi Safari'de yapıyorsun bunu. Chrome'un nesini beğenmiyorsun? İlla Firefox mu kullanacağım yani? Kullanacağım tarayıcıya sen mi karar vereceksin, ben mi?

Tamam, anlaşma yoluna gidiyorum o halde. Eğer beni uğraştırmayıp her yazıyı adresime APS ile yollayacaksan ya da telgraf çekeceksen sorun yok. Ama onu da yapmam diyorsan, senin için Firefox açmayacağım. Okuyan arkadaşlarıma sorarım, olmadı Friendfeed'deki yorumlardan falan anlamaya çalışırım artık.

Uzun lafın kısası, beni çok saçma bir nedenle yoruyorsun, öptüm bay!

Ozan Tortop

15 Nisan 2010 Perşembe

Sevgili İstanbul Ulaşım Sistemi...

Sevgili İstanbul Ulaşım Sistemi,

Bu mektuba başlarken kollarımı sıvadığımı belirtmek isterim. Bak kardeşim, sistem dediğinin oturmuş bir şekilde doğru işleyen bir şey olması gerekir. İnsanlara kolaylık sağlamalı, bir yerden başka bir yere olabildiğince hızlı ulaşmamız gerekir. Kafan karışmasın diye hemen sistemi olduğun şeyin adına bakıyoruz "ulaşım". Bu sana ipucu olsun, ilerleyen hayatında işine yaracak emin ol.
Ulaşım demek bir metronun yolunda durması demek değildir, ulaşım demek trafikte saatlerini ziyan etmek değildir. Biz insanlar olarak önümüzde metro durduğunda onun kalkacağına inanırız, "BU METRO DEĞİL DİĞERİNE BİNECEKSİNİZ" diye bağıran adamları görmeye alışık değiliz. Keza biz ineceğimiz durakların anons edilmesini bekleriz, öteki durağın değil. Motor ve vapurların kalmasını 20 dk bekleyecek kadar boş zamanımız yok. Dolmuşlarda kafasına göre davranan şöförler görmek istemiyoruz. İstanbul'da yaşıyoruz, zamanın ne kadar değerli olduğunu az çok tahmin edersin.
Sevgili sistem, her gün farklı çeşitlerde sinir krizlerine sokuyorsun beni ve milyonlarca insanı. Seninle ilgili uzmanlık yapan birçok kişi var biliyorum ama bazen çalışcakları yerde ofislerinde çekirdek çıtlayıp Aşk-ı Memnu izlediklerine inanıyorum.
Eğer ki her metrobüs durağında bir izdiham oluyorsa, bu durumda bir yanlışlık vardır. Yeni yarattığın sistem işimizi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyorsa hata vardır. Bak ben bunu sadece bir vatandaş olarak anlıyorum, sen koskoca sistem hala nası anlamıyorsun lan? 2010'dayız hala tramvay altında can veren insanlar var. Yuh artık daha ne olmasını bekliyorsun ki?

Toplu işten çıkarma mı yaparsın, çözümü nerede bulursun bilemiyorum. Ama bir şeyler değil "doğru" şeyleri yapma vaktin geldi de geçiyor bile. Şu blogda bile bir sürü sana yazılmış mektup var be! 100. mektubun sana gelmesinin bir anlamı var anla artık!

Öpmüyoruz tükürüyoruz sana,

ezgi, Eda ve Çağrı

14 Nisan 2010 Çarşamba

Sevgili Ah

Sevgili Ah,

Kimden aldım seni hiçbir fikrim yok...
Üzerime yapıştın kaldın. Hiçbir işim doğru düzgün gitmiyor. Bir bahtsızlık, bir kötü şanslılık, kötü karmalılık...

Yani diyeceğim şu ki, hangi mazlumun Ah'ı isen, aheste aheste değil de çabucak çık git dünyamdan gözünü seveyim.

Şöyle AhAhAhAh güldüğüm günler geri gelsin.

Öptüm al yanaktan, bay!

Aslı Topçu.

13 Nisan 2010 Salı

Sevgili Boşluk Hissi

Sevgili bosluk hissi,

Biz his deneni boyle bilmezdik, daha boyle canli, iyi bi' sey olmasi lazimdi. Sen ne bos bi seysin, hicbir is yaptigin yok, bir tek sorun cikariyorsun. Simdi gelip oturuyorsun icimize, ee ne oldu? Bosluk oldu. E ama sen varken baska seyler olamiyor, nasi bosluk abi bu? Dolmus resmen, her yer kapilmis. Ortaligi karistirmaktan baska bir sey yaptigin yok, oyle bos bos dur butun gun afferim.

Biraz paylasimci ol, soyle azicik yana kay da baskalari da gelsin otursun, icim sisti! demeye raziyim, yeter ki sen kalk git bi sure. Geldigin zaman bana darallar da geliyor seninle beraber, cok fazla isi olmaktan beynin hepsini sifirlayip hicbir isi olmayana donusmesi asamasini yasiyorum. Bos bos bakiyorum, hayat bos geliyor, bos bos oturmak en sevdigim sey oluyor, herhangi bir seyi sevebildigim icin seviniyorum, sonra o his de hemen gidiyor, geriye bir tek sen kaliyorsun.

Su yazdiklarima bak, romantik oldum lan 2 dakikada, ben birazdan uzakta bi noktaya kitlenir oraya da bakarim dakikalarca. Bak karizmayi bozdurma bana, anlamsiz hareketleri sebebi berbat his arkana bakmadan uzaklas cok rica edicem.

Opmuyorum da zaten, bay!

Eda

12 Nisan 2010 Pazartesi

Sevgili Banka Kuyruğunda Benden Bir Önceki İnsan...

Sevgili banka kuyruğunda benden bir önceki insan,

Adını bile yazmakta zorlanıyorum be! Bak canım kardeşim, ben bankaya taş çatlasın ayda bir kez gidiyorum. Onda da yapacağım iş belli; ya 20-30 liralık dandik bir fatura ödüyorum ya da kartımda kalan ve 10 liranın katı olmadığı için atm'den çekemediğim 1-9 lira arasındaki parayı çekmeye çalışıyorum.

Peki sen ne yapıyorsun arkadaş? Ne yapıyorsun ki o işlem 40 dakikadan önce bitmiyor!? Önümde 30 kişi varsa 29 kişi işini gayet rahat hallediyor. Ben de seviniyorum "Hah, sıra bana geldi sonunda" diye; ama arkadaş sen bir geçiyorsun o veznenin başına, o işlem bir türlü bitmiyor...

Artık bankaya ortak mı oluyorsun, trilyonlar mı yatırıyorsun, bankacıya evlenme mi teklif ediyorsun bilemiyorum; ama 29 kişiyi toplam 10 dakika beklediysem, seni neredeyse 1 saat bekliyorum!

Daha da kötüsü, o kadar beklemenin üzerinde vezneye gidip işlem yapma sırası bana geldiğinde, yaptığım işlem 30 saniye falan sürüyor! Günahım ne benim be adam!

Titre ve kendine gel banka kuyruğunda benden bir önceki kişi! Yapacağım işlem hepi topu 1 dakika falan sürecek! Gerekirse sıranı falan ver bana, ne bileyim. Valla çok kısa sürecek; azcık para verip bankacının verdiği dekontu imzalayacağım ve işlemim bitecek, çok basit.

Bir sonraki banka işleminde görüşünceye kadar öptüm, bay!

Çağrı

Sevgili Deli, Çılgın ve Bunun Gibi Bilumum Şey Olduğunu İddia Eden İnsan...

Sevgili deli, çılgın ve bunun gibi bilumum şey olduğunu iddia eden insan,


Ne zamandır rastlamıyordum sana. Bazen Facebook’ta “çok çılgınım, çok deliyim, ne yapacağım belli olmaz, ağzınızı açık bırakırım”  temalı gruplara –ya da her neyse- denk geliyordum sadece ve bu gruplara katılanların yaş ortalamasının pek de büyük olmadığını görmek biraz içimi rahatlatıyordu. Gel gör ki, durum bununla bitmiyormuş, kazık kadar insanların arasından da bu ekolün temsilcileri çıkabiliyormuş.
Kendini delinin teki, çılgın ya da manyak olmakla itham eden(!) arkadaşım, belli ki kendini böyle bir imaj oluşturmaya adamışsın; dengesizliğe zorladığın tavırların (çok hareketlilik ve durgunluk arasında bilinçli ani gidiş-gelişler, insanları afallatmaya yönelik abuk sabuk hareketler- zaman zaman itici şirinlik sosuyla da servis edilebilir- vs.), motosiklet üzerinde bilmem kaç tane farklı açılardan çekilmiş pozları Facebook’a koymaların (motosiklet-çılgınlık ilişkisi(!)) ve giyim kuşamınla da bunu desteklemeye çalışman filan meyvesini veriyor olmalı ki hala devam edebiliyorsun her fırsatını bulduğunda “canım, ben zaten delinin tekiyim biliyorsun, sen bana aldırma” tarzı cümleler sarf etmeye (deliliği benimsetme sürecinin ana repliği) ama olmuyor, olamıyor. Sen böyle şeyler söylerken sanki kendin için kötü bir şey söylüyormuş ayaklarına yatıyorsun ama aslında kendini yücelttiğini ikimizde biliyoruz canım benim. Yeme insanları. Kasma öyle yüzünü buruşturmaya, “bana aldırma sen” lere filan. “Ay dili bu yaa, çok tatlııı” lara da çok bağlanma.

Neyse hadi, öptüm seni bay! 
 

Desdinova 

10 Nisan 2010 Cumartesi

Sevgili Odunc Aldiklarini Geri Vermeyenler

Sevgili odunc aldiklarini geri vermeyenler,

Farkindaysaniz size karsi iyi niyetimi hala koruyorum, sevgiden bahsediyorum. Ama inanin cogunuzdan o odunc aldiginiz seyleri daha fazla seviyor olabilirim, hepinizden degil tabii. Unutanlar, yanlislikla kiranlar, bozanlar, uzaklara gitmek zorunda kalanlar lutfen siz bir adim geriye cikabilir misiniz? Evvvet onde kalan hayirsiz arkadaslar sozum size! Siz arsivcilik nedir bilir misiniz? Bir seyi biriktirmenin, koleksiyonunu yapmanin ya da yalnizca sahip olmanin insana yasattigi keyfi? Tum harcamalardan kisip bikmadan usanmadan aldigim o CD'lerin, kasetlerin, dergilerin benim icin ne kadar degerli oldugunu, bu anlamsiz gelse bile bir yerden sonra size durum boyle.

Oturmaya gelip de 'aa ben bu CD'yi alayim mi biraz dinlerim' dediginde 'hayir alamazsin' diyorsam bunun bir anlami olmali di mi? 'Ehehehe alayim ya n'olcak?' diyip cebe indirdikten sonra benim de cok fazla yapabilecek bir seyim kalmiyor tabii. Vallahi mp3, online dergi falan geldi de kurtuldum sizden, artik uzemiyorsunuz beni. Yaniniza kalmiyor ama cok agir kufur yiyorsunuz belli kritik zamanlarda. Aaaa su sarkiyi dinleyeyim ben bi diyip elimi arsivimin oldugu yere atmamla 'hay ....' diye adinizi anmam bir oluyor.

Arsivimin en nadide parcalarini geri vermek icin hala gec degil, bakin artik sizi desifre edebilecegim bir platform var. Ozellikle Citi sen, o en son arabada arakladigin 5 CD'yi bulup da geri vermek istersen 3 sene sonra ben burdayim.

Bunlar ayip seyler, 'nerde biraktiysan ordadir' lafini daha fazla taciz etmeyelim, birakin elimizi attigimizda sevdigimiz seyler orda olsun. Cok seviyorsan git kendine al kardesim, benim dergi koleksiyonumun 2004 haziran sayisi yoksa ben kendimi eksik hissediyorum.

Yavas yavas arka taraftan dogru uzatmaya baslayin hadi, dokulun, optum bay!

Eda

7 Nisan 2010 Çarşamba

Sevgili Meslekler...

Sevgili meslekler,

Doğduğumuzdan bu yana sizi doğru seçebilmek için çok uğraşıyoruz. Hele artık annelerimiz babalarımız da çok hevesli doğru seçim için. Hepimiz sevdiğimiz mesleği yapmayı çok istiyoruz, çalışıyoruz bunun için.
Mesele bu uğurda, ben girdiğim zamanda ÖSS olan sınav -şimdiki adını bilmiyorum- sürekli sistem değiştiriyor. Halbuki asla değişmemesi gereken, en sağlam sistem olmalı ülkemizde. Yeni arkadaşlarımız hevesle ilgilendiği alanı seçiyor, gününün çoğunu beraber geçireceği meslek üzerinde eğitim almaya çalışıyor.
Aramızda şanslılarımız gerçekten sevdiği mesleği yapıyor ve iyi yapabilmek için de elinden geleni ardına koymuyor.
Bak biz bu kadar hevesliyiz, sen neden bizi hala bu kadar yoruyorsun ki? Bir takım halinde olmalıyız halbuki. Biraz da sen bir şey yap canım. Sürekli bütün işleri bizim üstümüze yıkıyorsun, bazılarımız fıtık oluyoruz bazılarımız yaşamdan soğuyoruz.
Tamam seni seviyoruz ama 7 gün olan haftanın 5'ini hatta bazen 6'sını kaplama hakkını kim veriyor ki sana? Biz insanız canım, senin gibi bir kavram değiliz! Sürekli bir şeyler bekliyorsun, hiç halimize bakmıyorsun bile!

Bize, sonucu iyi çıkan işten başka şeyler vermen lazım artık! Zira bu yetmiyor, bünyemiz tatil istiyor!

Öptüm bay,

e.

18 Mart 2010 Perşembe

Sevgili İstanbul Taksi Şöförleri...

Sevgili taksi şöförleri (özellikle İstanbul),

Size blogumuzda daha önce nasıl mektup yazmadık, şaşırdım doğrusu. Bakın ben yıllardır kendime bir prensip belirmeye çalışmışımdır, annemden babamdan gördüğüm gibi kimsenin sosyal statüsünü ezmeden, herkesin mesleklerini yaptığını düşünürüm. Bir şöför, müşterisini bir yerden başka bir yere götürmekle görevliyken; bir garsonun görevi mutfaktan masaya ısmarlanan şeyi taşınmaktır. Olay bana hizmet etmesi değil, görevini yapmasıdır. Aynı bir yöneticinin görevlerini benimsediğim gibi, kimseyi uşağım gibi görmeden yaşamaya çalışıyorum. Ama burada önemli bir nokta var, herkes işini doğru düzgün yapmak zorundadır.
Çok zor bir meslek olduğunun farkındayım, bütün gün İstanbul trafiği, can güvenliğiniz bilmem ne derken eminim yoruluyorsunuzdur, gerçekten zor.
Ama bu, arabanıza binen müşterinize -geçim kaynağınıza-bok gibi davranma lüksünü size tanımıyor. Hiç kusura bakmayın ama o kadar artizsiniz ki bazen kafanızı direksiyona vurasım geliyor.
Hayır işin kötüsü neden böyle yaptığınızı anlamıyorum. İş tanımınız gayet belli. Bir müşteriyi arzu ettiği yerden alacak ve yine arzu ettiği yere bırakacaksınız. Müşterinizde bozuk para olmamasına karşın yanınızda bozuk para taşıyacaksınız. O kişiyle muhatabınız arabanıza bindiği süre kadar. Bunun neyini anlamakta zorlanıyorsunuz?
Muhtemelen gayet güzel para kazanıyorsunuz ve muhtemelen bu hal tavrınız zaten bundan. Üzgünüm ama bir müşteri size 50 lira uzattığında "6 lira PEH, bozuk yok bende" deyip ellerinizi sallayamazsınız. "Ooo orası çok yakın götürmem ben" diyemezsiniz. Bunlar terbiyesizliktir.
Ha bir de -belki bazen küçük bir ayrıntı gibi geliyor olabilir ama- yoldan geçen yayalara bakmakla yükümlüsünüz, trafik kurallarına uymak zorundasınız. 2005 yılında yaşadığım kazayı hala unutabilmiş değilim, kusura bakmayın.
O kadar pişkinsiniz ki, bir yayaya çarptığınızda, o kişi kafasını vurarak camınızı patlattığında, oturup "ulan ben naaptım kıza" demek yerine camınız kırıldığı için mızıldanmayı biliyorsunuz. Çoğunuzun insanlığından şüphe ediyorum.
Size artık söyleyecek şey bulamıyorum.

Her olayda olduğu gibi aranızda istisnalar yok değil, çok şeker, işini severek yapan, karşılıklı saygı içinde süren şöförler de var aranızda. Lütfen biraz onlardan feyz alın.

Sizi ne öpücem be!
Bay,

e.

16 Mart 2010 Salı

Sevgili İzmirliler...

Sevgili İzmirliler,

Kusura bakmayın ama sıktınız artık. Geldiniz buralara yıllar oldu hala ayak uyduramadınız.

Farkında mısınız bilmiyorum ama sizin dışınızda kimse bin yıllık simite, çekirdeğe, sigortaya, yıllığa gevrek, çiğdem, asfalya, andaç gibi isimler takmıyor. He sizin dışınızda kimse de kumruya tapınmıyor dünyada. Anlıyorum memleketinizde öyle deniyor ama gidip yerleştiğiniz yerlerde denmiyor. Üzücü evet. Ama kader ne yapalım…

2010 yılına geldik be sevgili İzmirliler. Neden bu ısrarınız? Izmir’de ülke kurun mesela, diliniz olsun. Hı? Olmaz mı? Vizemizi alır geliriz sizi ziyarete vallahi yalnız bırakmayız.

Yani siz de çok üstümüze geliyorsunuz kabul edin. Sahilllerimiz kötüymüş, kızlarımız çirkinmiş. Eh elimizde bu var, bizim kızlarımız da çok şükür Quasimodo soyundan gelme değil. Ama mesela madem hiç beğenmiyorsunuz bir tek İzmirli kadınlarla birlikte olun. Hem ilerde ari ırk olursunuz fena mı?

Tamam kabul. Sizi aslında seviyorum. Gavur İzmir olmanızdan falan çok hoşlanıyorum. Rahat insanlarsınız, neşelisiniz, İzmir çok güzel. Ama bakın Antalyalılar’a, Bursalılar’a, Vanlılar’a, hiç onlar “Aa leblebi de ne demek? Biz bizim orda ona didem diyoruz” diye tutturuyorlar mı?

Yani demem o ki sevgili İzmirliler biraz sıkıldık biz.


Çok öptüm, bay.

Sinem Dönmez

15 Mart 2010 Pazartesi

Sevgili Optum Bay Okuyucusu Erkekler


Sevgili Optum Bay Okuyucusu Erkekler,

Bir tespitimin arkasindan kendimi burada buldum, siz de su an burada oldugunuza gore acik acik konusabiliriz. Ablalar siz de hosgeldiniz ama lutfen gecin soyle oturun bir yerlere. Beyler biraz bozugum size, bu agir imaj, bu 'sen beni tanimazsin bilirim de soylemem' tavri, nereye kadar yani. Egleniyoruz surda, biliyoruz acip okuyorsunuz su satirlari belirli araliklarla; sevdiginizi, guldugunuzu, hatta belki ara ara kahkaha attiginizi bile umuyoruz. Ama neden bu +rep verme konusundaki sikinti anlamiyorum.

Bakin hemcinslerime oy yagdirip bizi zirveye tasimak icin parmaklarindan geleni yapmislar. 'Bayanlar onden'i yanlis anlamis olabilirsiniz, onlar 1 like verdiyse siz 5 like verin, gelin siz de yaklasin, hep birlikte hep daha iyiye! Seneye blog olarak odun, komur, baklagil dagitimina da basliyoruz. Nasil evin erkegi evin diregi ise ve basinda olursa biz de sizleri blogumuzun basinda gormek isteriz. Tamam o kadar olmasa bile siz de like verin vallahi su tablo icimi bir fena yapti. Okuyorsaniz 3 kere tiklatin yahu! Surekli hemcins like'i gormek, surekli hemcins begenisi icimi bir fena yapiyor, anliyor musunuz? Daha acik konusmak istemiyorum.

Haydi erkekler like vermeye! Comment yazmaya insallah! Sadece kadinlar cemkirmez, biliyoruz siz de sikayet ediyor hatta ve hatta siz de dedikodu yapiyorsunuz. Neden biraz gevsemiyorsunuz ha?

Hepinizin ellerinden sıktım, soyle buyrun dedim. bay!

Eda

10 Mart 2010 Çarşamba

Sevgili Misafir Çocuğu

Sevgili Misafir Çocuğu;

Ben zamanında böyle değildim! Annemin dizinin dibinde otururdum. Kalkınca yanlış bir şey yaptım mı, annemin bir bakışı yeterdi. Şimdiki çocuklar böyle değil anacığım. Evin içinde durmaz, altını üstüne getirir, annenin umurunda bile olmaz. Evladım şöyle bi’ dursan, akıllı olsan belki seni sevebilirim biraz. Ama nefret ediyorum senden be misafir çocuğu.

Hele o en son gelişinde ojelerimi halıya boca edişin, yatağımın üstünde tepinişin deli etti beni. Bi’ de ben gelmeden gitmişsiniz ya evden bi’ daha çıkma karsıma misafir çocuğu. Benden söylemesi.

Öptüm, bay!

Neslihan Aydin

Sevgili Karma

Sevgili Karma,

Seni insanlar Tarkan’ın bir albümünün ismi olarak tanımış olsalar da ben önceden bilir fakat temkinli yaklaşır, uzaktan seyrederdim. Pozitif enerji ver, o sana geri döner mottosuyla hareket ettiğin için ve bu da karşılıklı bir alışveriş içerdiği için pek sevemezdim seni. Felsefe de çıkar ilişkisi mi olurmuş canım derdim.

Sonraları insanların;

* Ay ben pozitif düşündüm 4 kilo verdim.
* Vallahi meme kanseri olmuştu kuzenim, ilaç kullanmadan geçti. Sırf pozitif düşündü
* Karma ile eski sevgilimi geri kazandım vs. gibi laflarını duyar oldum. İnanmaya başladım sana.

Dedim ki; “Kader’cim, sende pozitif düşün, ne kaybedersin?”. Başladım hem gelecekteki aşk hayatım hem iş hayatım hakkında pozitif düşünüp hayaller kurmaya. Velhasıl kelam, hiçbir faydasını görmedim! Aylardır peşinden koştuğum, gönül telimi titreten çocuk gitti kendisine 40 kiloluk bir sevgili buldu. Tam üç yıldır hayalini kurduğum fotoğraf makinesini hala alamadım.

Karma, sen nasıl felsefesin söyle çabuk! Düşünceler arasında ayrım yapıyorsun, dilediğine verip dilediğine vermiyorsun, genelde Amerikan vatandaşlarına Secret bilmem ne ayağına yardım ediyorsun, ayrımcılık yapıyorsun. Seninle işim bitmiştir, geçmiş ola!

Soyut şeyler öpülmez.

Bay.

Kader Kılıç

Sevgili Saçlarını Boyayan Kadınlar...

Sevgili saçlarını boyayan kadınlar,

Her zaman bakımlı olmanın çok zor olduğunu, sürekli bizden bunun beklenmesinin sıkıcı olduğunu biliyorum. Ama bazen arada saçlamıyorsunuz. Gözümden kaçmıyor değil.
Sevgili gönül dostlarım, kader arkadaşlarım...
Bazen görüyorum, saçlarınızı boyuyorsunuz, anlıyorum, değişikliktir bunalımdır iyi geliyor. Ancak madem ki risk alıyorsunuz böyle, en azından istikrarlı davranın, bir bakın canım saçlarınıza! Ben görmek zorunda değilim, oksit sarısı saç renginden siyah saç diplerinizi. Ha bir de saçlarınızı kırmızıya falan boyatıyorsunuz gençlik heyecanıyla, 2 günde akıyor, korkunç bir renk oluyor.
Yapmayın kızlar aaa!

Tam diyorum ki "tamam belki de artık boyatmak istemiyordur saçını, ondandır" diye, e bunun bir sürü yöntemi var canlarım. Ben mi anlatıcam hepsini? İsterseniz iyi bir kuaförüm var, hepinize ilgiyle hizmet verecektir.
Bitsin artık bu dip boyasının çıkma gerginliği!

Aşağıdaki bu hanımı rencide etmek için değil, bir kötü örnek olarak koyuyorum. İbret olsun (Hem belki tekrar tekrar anlarız, tost bir saç şekli değil, yiyecektir).


Öpüyorum sizleri hemcinslerim,

e.

9 Mart 2010 Salı

Sevgili Blog Odulleri

Sevgili Blog Odulleri,

Oncelikle odullerin odulusun, seni cani gonulden tebrik ediyorum. Nasil da geldin tam zamaninda, cok da ihtiyac duyulan bir seyken ortaya cikiverdin. Ama sen de takdir edersin ki simdi ben seni burda ovmeye baslasam blog'umuza ihanet etmis olurum, okuyucu kaybederim, adim kotuye cikar ve basima kotu seyler gelir. Burda ancak sikayet edip, cemkirebiliyoruz o yuzden burda olma sebebini merak ettigini gozlerinden anlayabiliyorum. Biraz korkuyorum da aslinda senden, Bö! falan yapiyorsun arada, neyse.

Soyle otur bir soluklan derim, girecegim konuya. O birbirinden guzel kategorilerin var ya, hangisinden sahalara ciksak diye hayran hayran baktigimiz, iste onlar eksik bizce ya! Yalniz ve guzel ulkemde hala gulebilen insanlar var, mizah var, eglence var. Oyleyse sende neden mizah veya eglence adinda tatli mi tatli bir kategori yok, sorarim sana? Bizim 10 parmagimizda 10 marifet var belki, yeri geldi halkimizi aydinlatmak icin kiyafet kritigi de yaptik defalarca, olduk mu moda blogu? Bozulan ipod'a da mektup var burda, olduk mu teknoloji blogu? Ya da ben gelecek mektubumu Mustafa Sandal'a yaziyorum, olacak miyiz Kultur Sanat blogu? Hayir yani son 4-5 gunde de yirtilmiyor ki olaydan, hemen Toyota'nin son olayina yazayim bi mektup, olalim sana otomobil blogu. Ama bizim icimiz disimiz bir, soyluyoruz acik acik, mizah olsun eglence olsun, boyle son derece gerekli kategoriler de olsun!

Bu ulkenin zaytung'u var, sezyum'u var, optum bay'i (öhöm) var, jokerler'i var, daily e-motions'i var, ohoo daha var cok! Belki de kategoriler 'fayda saglama' odakli belirlenmistir ama eglenmek, gulmek de insanlara fayda saglar yahu!

Icinde tutamayan blog cok optu, bay!

Eda




not: Muzik Bloglari da olsun hem! O da cok cok fayda saglar :)

EKLEME: ERTESI GUN KATEGORIYI EKLEDI BLOG ODULLERI EKIBI :)

7 Mart 2010 Pazar

Sevgili Kucuk Kadinlar'in Senaristleri(ve digerleri)


Sevgili Kucuk Kadinlar'in Senaristleri(ve digerleri);

Oncelikle sizi GELMIS GECMIS ENN KOTU TURK DIZISI'ne tuzlarin en buyugunu atmis oldugunuz icin can-i gonulden kutlamak istiyorum. Siz olmasaydiniz bugunku duygularimiz, ancak dunku duygularimizin olu kabugu olurdu, icimiz boyle nefret duygusuyla dolup tasamazdi, hatta ve hatta su an blogumuzda bu satirlar olmazdi. Lutfen sizin vasitanizla yayinda ve yapimda emegi gecen herkese kaymama izin verin, ozellikle de casting'te parmagi olan ekibi buradan kocaman opuyorum, en uyuz, en antipatik karakterleri bulup bir araya getirmem gerekirse bir gun suphesiz ki onlarin kapisini calarim.

Diziyi izledigimden degil, diziyi gercekten izlemiyorum. Ki hayir inkar degil benimki, zira sahsi blogumda 'Turk Dizisi Izlemek Utanilacak Bir Sey Degildir' adli akademik makalem bile var. Izlemiyorum, cunku izlemek mumkun degil! Yani saka degil bu, neler yapildi su ulkede, su Turk televizyonlarinda, ama asla hakkinizi yemek istemem gercekten bu kadar kotusu olmamisti. Izlemeyen halimle bile bunu gozlemleyebildim ve acilar icinde kivrandim halkim gibi tv karsisinda reklamina bile her denk geldigimde.

Nezlinizde Turk Edebiyatini sular seller gibi ezberleyip dunya edebiyatina gecen kanallarimizi da opmek isterim. Ben Louisa May Alcott soyundan gelen bir birey olsam da azicik esinlenmeden bile suphe duysam Turkiye'ye giden ilk ucaga atlar, Kanal D'yi yakar, evime donerim. Ayrica kanali ilerde Good Wives ya da Little Men'i de uyarlama ihtimallerinin kabuslarima girmesi uzerine bu ataktan sonsuza dek men ederim.

Kanal D beni dinle; 2000'lerin basindan beri hangi diziyi yayina soktuysan tuttu, boyle seylere bariz olarak ihtiyacin yok, tum kanallarin iligini kemigini kuruttun, gozunu seveyim su diziyi yayindan kaldir. Ayni ulkede olmayip, hic denk gelmeyen beni bile rahatsiz ediyor. Evet senaristler, gozunuzun onunde yaptim bakin, arkanizdan is cevirmedim, ocaginiza incir agaci dikmek icin elimden geleni yapiyorum, adam olun da kizlarin hepsini oldurun, berbatliginiza yakisir bir final yazin ve bitirin su diziyi, gorelim hadi sizi, Turkiye sizi sahalarda sonsuza dek gorecek nasilsa.

Tum asabiyetimle optum, bay!

Eda

25 Şubat 2010 Perşembe

Sevgili Bubble Town




Sevgili Bubble Town,

3. goz agrim sen cok degistin! Senden once cocukluktan beri hayalim bir gun Mayin Tarlasi oyunu rekortmenliginden para kazaniyor olmakti, sonra umut olarak uzun tetris cubugunu bekleyen guruhtan biri oldum. Iste boyle biriyim ben, oyundan anladigim sen ve senin gibi seyler, benim icin maksimum oyun Mario'dur, PS olayina girsem Little Planet olurdu ama alakam yok. Ama sana bagimliydim iste, elimde degildi.

Mektubumun 2. paragrafina seninle ilgili bir animi sana anlatarak baslamak istiyorum izninle. Gunlerden birgun ben arkadaslarimla evde pineklerken tesaduf eseri alakasiz bir baglanti ile Altin Portakal'a kisa film gondermek isteyen genc bir yonetmen bizim eve filmini cekmeye gelecekti, ranza olan ev lazimmis. Istanbul'da bir tek o evde ranza vardi herhalde bilmiyorum artik. O gun geldi catti, cocuk ve ekibi kapiyi caldi, ben de actim. Bir de ne goreyim, filmi cekecek cocuk tv'de bol bol boy gosteren dalyan gibi bir delikanli. Tabi o zamanlar ben de genc bir kizim, cocuk genc kizlarin sevgilisi kategorisinde, ama benim sevgilim degil, ne is? Neyse benim bu konumda biri olarak 'eeeeooo seyyy ehueheueeheeueue hosgeldiginiz eheuuheheuheuhue' diye bos bos konusup, cocugun suratina hayran hayran bakmam gerekiyordu. Ama ben tam o an fark ettim ki sevgili bubble town, kapiyi kucagimda lap top, seninle oynarken acip, 'hosgeldiniz' gecin iceri' diye acip tum konsantrasyonumla bunyendeki bubble'lari yok etmeye devam ettim. Bunu fark ettigimde tedaviye ihtiyacim oldugunu anlamistim artik, senden kurtulmanin vakti gelmisti.

Ajanslarda calistigim donemlerde is yokken patrondan bubble town oynadigin nasil saklanir konulu taktikler gelistirdim. Cansu ile soyle diyaloglar yasardik gtalk'ta: -naber?, -iyi, bubble town. sen? -ok, ben de. -by.

Bunlari sana cemkirmeye son derece hakkim oldugunu belirtmek icin anlattim. Sen ne yaptin bubble town? Adini gittin Bubble Town Party Planet yaptin, kayitli tum siralamalari sildin. Benim rekorumu sen nasil silersin!? Ben ona yillarimi verdim be, butun reputasyonumu bir kalemde silip attin. Abuk subuk kurallar getirdin, tam onlara alistim, 'save and exit'ini sevdim, simdi de onu kaldirdin. Tam gozlerimi sana feda edip, her bos vaktimde cocuklar gibi sen olup sana siginip 12. level'a geliyorum, ERROR veriyor her seyi sifirliyorsun. Mal misin abi? Tek yapacagin bir sey var, onu da yapamiyorsun.

Her seyi biraktim, parali oldun??? Ne alaka, hangi hakla? Bir de sana para mi vericem allah askina. Bi git allasen ya. Birakiyorum ulan seni, tetrise geri donuyorum.

Opmuyorum da hem, bay!

Eda

Topunuzu Öptüm Bay...

Sevgili ailem,
Babannemin ameliyatını benden gizlemeniz bunu sonsuza kadar öğrenemeyeceğim anlamına gelmiyor. Eninde sonunda öğrenip, üzülüp endişeleniyorum işte. Üstüne bir de size kızıyorum. Etti 3 olumsuz duygu. Hadi bu defalık iyileştiği için sizi affediyorum ama bi' daha olmasın. Öptüm bay.


Sevgili Tortop ailesi,
Size fikir verin diye bi' soru sordum ama siz ne yaptınız? Kütüphane gönderdiniz. Ayıp denen bi'şey var. Soru da sorulmuyor size. Bu kitapların ederini ödemek isteyince de çamura yattınız üstelik. Belli ki kiminle dans ettiğinizi farketmediniz bunca yıldır. ama bu yaptığınız yanınıza kalacak mı? Hayır! Yakında görüşeceğiz! Sizi de öptüm bay.


Sevgili Eda Demir,
Ne zaman hadi toplanalım, eğlenelim coşalım desek ilk sevinç çığlıklarını atan sen, bu buluşmalardan birine gelmeyi düşünüyor musun acaba? Hayır son dakika arızaları hep seni buluyorsa "evet buluşalım, oh ne şahane, hı hı evet" diyip bizi de heveslendirme bari. Beni oraya getirme Eda Demir! Seni de öptüm bay.

Ebru Baranseli

Sevgili Starbucks...


Sevgili Starbucks,

Sen de bilirsin, birçok insan en sevdiği kahveyi seçmekte zorlanıyor. Yıllardır müşterinim, aramız genelde hiç bozuk değildir, sayende "aradığım" kahveyi de buldum. Aylardır büyük bir mutlulukla sabahlık-kahve ikilisinin en önemli parçası olan Tanzania'mı bana kazandırdın. Onu içtikçe bazen tek ihtiyacım olan şeyin o olduğunu düşünüyordum. Birlikteliğimizin o güzel ahenginden bahsetmeye kelimelerim yetmez sevgili Starbucks.
Hafif baharatlı, sert bir kahve olan Tanzania, sabah akşam öğlen her zaman çok iyi geliyordu. Sabahladığım gecelerde yol arkadaşımdı.
Ama sen ne yaptın canım? Kaldırdın kahvemi! Neymiş efendim, dönemlik bir kahveymiş bıdıbıdımış!
O iğrenç Sumatra adlı kahven duruyorken ne istedin canım Tanzania'mdan? Görmüyor musun, methiyeler düzdüm kahveye! Diyeceksin ki, bir sürü çeşitimiz var onlardan alsana.
ALMİÇÖM efendim. Bana ne!
Bana alternatif olarak sunduğun o kahveleri de sevmedim ayrıca. Sumatra ne ya ayrıca? Adeta bir çamur adeta bir iğrençlik.

Neyse, en kısa zamanda Tanzania'mı geri getirmen ve tatlılarının kalorilerini azaltman dileğiyle (yalnız elini çabuk tut, bendeki pakette son 4 kaşık kaldı),
Öptüm bay!

e.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Sevgili Bulasiklar

Sevgili Bulasiklar,

Bitmeyi dusunur muydunuz canlarim bir ara? Sizin hic ardiniz arkaniz kesilmeyecek mi? Aa bulasiklari da yikadim bitti diye bir sey yok mu? Hayir yani biz de icabinda ev isi yapan insanlariz, ben sizinle ne kadar ilgilendiysem ayni sekilde yer falan da silip supurdum. Tamam onun da bir dayanma suresi var ama sizin kadar da nankor degiller asla. Sizden yerle bir olmanizi rica ediyorum o yuzden, yer gibi davranin, temizlendiyseniz temizlendiniz, bu kadar talepkar ve doyumsuz olmayin.

Sizin icin her seyi yapiyorum, sizi yalnizca kullandigimi dusunuyor ve benden nefret ediyor olabilirsiniz. Ama oyle degil! Sizi kullaniyorum evet, ama sonrasinda gereken tum ilgiyi gosterdigime eminim. Lutfen bu iliskide benim kadar siz de ozverili olun. Kullaniyorum ama dunyanin duzeni boyle, bir gun olsun sonrasinda sizi yikamadigim oldu mu? Hem de narin narin en guzel kokulu deterjanlarla yikiyorum yumusak yumusak. Sonrasinda itina ile diziyorum bulasikliga, ne guzel yan yana bahcede takiliyorsunuz. Ne istiyorsunuz anlamiyorum ki, hep dolapta daralip kalmayin, arada disari da cikin istiyorum, ne bileyim sizi havuza, su parkina goturmusum gibi falan dusunun. Sizi o diger arkadaslariniz gibi makinada yikamadigima kiziyorsunuz belki ama hicbir sey disaridan gorundugu gibi degil, ona girince mideniz bulanabilirdi, kulaginiza su kacabilirdi, hic rahat bir yer degil orasi, siz daha havadarsiniz.

Ne bulasiklar var biliyor musunuz siz, ne hayatlar var? Ya bekar ve erkeklerin yasadigi ogrenci evlerinin bulasiklari olsaydiniz, ha? Oyle butun gun pis pis ust uste dursaydiniz, hatta gunlerce!? Hayatta her sey bulasiklar icin, basiniza her sey gelebilirdi. Fedon'un eline dusup, dogdugunuz gun oldurulebilirdiniz. Ben ise sizi hic kirmadim, aranizda kirdiklarim oldu ama yani dunya boyle, sonlu, bir gun hepimiz oteki tarafa gidecegiz.

Bilemiyorum yani, bulasik konusunda hassas oldugumu dusunuyorum ama sizden karsiligini alamadim. Varsa yoksa pislik, yok efendim arkami dondugum anda is cevirmeler, hemen kirlenmeler falan. Yani kucucuk seyleri mesele haline getirmeyin, iki kisi karsilikli bi kahve icip bi seyler atistirdi diye hemen celallenip cogalmaniza gerek yok. Yikiyorum yikiyorum bitmiyorsunuz lan!

Neyse, yikanmislarinizdan birkacinizi optum bay!

Eda


kolpalikta son nokta

18 Şubat 2010 Perşembe

Sevgili Hizmet Sektörü Çalışanları ve Özellikle Garsonlar...

Hepiniz değil, ama bir kısmınız (ki son dönemde her yerde karşıma çıkmaya başladı o "bir kısım" insanlar) beni uyuz ediyorsunuz.

İsterseniz hikayeyi başa alalım.

Benim babam turizm sektöründe çalışıyor. Otellerde müdüriyet pozisyonlarında çalıştı, çalışmakta. Haliyle hayatıma "nerden baksan 355 gün iş" diye bir kavramın girmesinden önceki mutluluk ve neşe dolu 22 yıl boyunca ben yılın 3 ila 6 ayını hep otellerde geçirdim.

Normalde otellerde müdürün oğlu, patronun çocuğu filan şımarık olur, yavşak olur. Ama babam çalıştığı pozisyonu babasından miras almadığı için, biz(abim ve ben) sürekli çalışanların ne kadar zorlandığını, nasıl yorulduklarını dinleyerek, görerek ve hatta zaman zaman bizzat o pozisyonlarda çalışıp tecrübe ederek büyüdük.

Bu yüzden eğer siz hizmet sektörü çalışanları, özellikle garsonların halinden anlayacak biri varsa o da benim.

Ama bu benim, müşterinin, karşısına bir karış suratla gelip, sana bahşiş olsun diye bozuk para bulmaya çalışırken afra tafrayla hofurdanmanı haklı göstermez sevgili denyo garson kardeşlerim.

Eğer incileriniz dökülüyorsa bu işi yapmaktan, siktirip gidebilirsiniz. Sektör mü kalmadı? Gidin masa başı bişeyi olun. Gidin bir özel şirkette Selçuk Erdem karikatürleri forward edin.

En başta dediğim gibi, son zamanlarda karşıma çok çıkıyorsunuz, bir gün birinize çok fena patlıycam. Uyarmadı demeyin.

Öptüm bay.

Onur Cengiz

Sevgili Muavinler...

Sevgili muavinler,

Ben, hayatı yollarda geçen biri olarak hemen her türlünüzle karşılaştım sanıyorum ancak her yolculuğumun sonunda beni tekrar tekrar şaşırtmayı başarabiliyorsunuz sizler. Nasıl becerebiliyorsunuz bunu? Cidden soruyorum, öyle yazımda laf salatası yapayım diye değil, biriniz çıkıp cevaplayın diye.

Öyle ki, artık sizlerle ilgili bizleri sinir eden, güldüren, şaşkına çeviren detayları bir kenara not etmeye başladım ufak ufak. Takribi bi' 15-20 sene sonra da hakkınızdaki kitabımı raflarda bulabilirsiniz. O denli doluyum sizlere karşı. JK Rowling'i tahtından edecek bir yapıtla geleceğim 30larımın sonu, 40larımın başı gibi.

Öncelikle, burada bir şikayet mektubu yazdığımızdan mütevellit, genel olarak bizleri gıcık ettiğiniz durumların 1-2 tanesinden söz edeceğim. Çok da uzun tutmayacağım ama, kalanını kitapta bulabilirsiniz.

Şimdi. Muavinlik genç adam işi. Geneliniz başka bir iş bulana kadar idarelik yapıyor bunu. -belki de tüm garipliklerinizin başı bu ama olsun, bize de malzeme çıkarıyorsunuz bahaneyle.- Otobüste kaptanların ve onca insanın ağız kokusunu çekiyorsunuz, anlıyorum genç adama gelmez bu tarz durumlar. Ama kuzum, her gördüğün güzel kadın yolcuya da alenen asılınmaz ki. Yanında annesi, babası, kardeşi varmış demiyorsunuz, güzel yolcumuza ayrı bir ilgi, efendime söyleyeyim ikramda kusur etmemeler falan. Çok ayıp çok. Sevmediğimiz hareketler bunlar.

İkram demişken. Alt tarafı bir kek yiyip bir de çay içeceğiz ama ben her seferinde geriliyorum o sekans esnasında. Mesela bazılarınız sağlam öküz oluyor. Öndeki güzel yolcuyla veya yaşına hürmet ettiği yolcuyla sizli bizli konuşurken, biz gençlere gelince "ne içiyon?" deme gibi bir huyunuz var. Ben direk iptal oluyorum böyle durumda ve kahvemi isteyip kektir, bisküvidir o olaya girmeden pısıyorum kenara. Ayrıca dökülecekse benim üzerime dökülecek, ne o öyle yarım koymalar sıcak suyu. Yarıdan az koyanınıza da denk geldim birkaç sefer, evlerden ıraksınız.

İlk akla gelen ve çok uzun sürmeyecek şekilde yazabileceğim iki sinir edici özelliğiniz bunlardır efendim. Gün gelir, gülümseten detaylarınızı da bir "öptüm bay" formatına dönüştürüp ekibimizin de izniyle buralarda paylaşırız.

Önce tüm öptüm bay'cıları ve sevenlerini öperim ancak bay demem, candır onlar. Sizleri öpüp öpmemekte bile kararsızım ancak formatımız böyle. O hâlde; tüm emekçi muavinler, hepinizi öptüm, bay!

Erhan Kayakuş

10 Şubat 2010 Çarşamba

Sevgili Diz Denen Organ...

Sevgili diz denen organ,

Aslında önce adını Hakkı koyduğum dizime yazıcaktım bu mektubu ama büyük düşündüm. Topunuza sövmeye karar verdim.
Diz, sen incinme gibi bir lükse sahip organlarımızdan değilsin. Eğer küçücük bir incinmede 6 hafta hiçbir şey yapamayacaksam ben, sen de incinmeyeceksin. Şımarık!
Sevgili dizim Hakkı önce sana gelelim, nasıl da koşuşurduk bahçelerde hatırlıyor musun? O çılgın danslarımızı? Hani spor yaptığımız zamanları hatırlıyor musun Hakkı?
Tek yaptığım şey, karda yalpalamak ve üstünde birkaç kez spor yapmaktı ulan. Organ dediğin biraz sağduyulu olur, der ki "kızcağız şimdi bissürü acı çekecek, dizlik takıcak, o kaşındıracak, hatta kangren yaparcasına sıkacak, ben en iyisi incinmiyim" Ben seni hiç iyi yetiştirememişim Hakkı. Sana verdiğim emeklere yazıklar olsun.
Ha bunla bitti mi? Hayır. En yakın arkadaşımın dizi benden daha kötü. Eş zamanlı olarak çektiğimiz acılar yüzünden konuşmalarımız artık dizlerimize verdiğimiz tavsiyelerle geçiyor. Halbuki biz niye dizden bahsedelim ki, dedikodu yapardık.

Bak seni son kez uyarıyorum, fiziksel olarak sürekli kullanmak zorunda kaldığımız bir konumdasın, ben de seni yormak istemezdim, kol incinmesi gibi yukarlarda tutmak isterdim seni ama olmuyor. Bu yüzden bir büyüklük yapıp senin bize göz kulak olman lazım. Lütfen.
Hakkı'cım seni öpüyorum, en yakın arkadaşımın 2 dizini birden öpüyorum ama takdir edersiniz ki diğer bütün dizleri öpmeyi düşünmüyorum.

Baaay!
e.

7 Şubat 2010 Pazar

Sevgili iPod...

sevgili iPod,

seninle üç senedir acı tatlı anılarımız oldu. kah güldük, kah ağladık, çok memleketler gezdik, çok anılar paylaştık. seni sürekli çantamda, cebimde ve yeri geldiğinde elimde taşıdım. koluma bile taktım lan. evet, yürüyüşe giderken kola takma gadget’ını kullanıp seni kolumda taşıdığım oldu. gerçi o zamanlarda da kulaklıkların her yere dolanıp sürekli kulağımdan çıkarak beni sinir etmeyi biliyordu ama olsundu. yürüyordum ve müzik vardı.

içinde bilgisayarımda olmayan çok eskiden kalma şarkılar var, efendime söyleyeyim bir takım fotoğraflar var, film bile var lan. bir iki bölüm family guy var.

bugüne bugün senden vazgeçemediğim için hem iPhone hem iPod taşıyan kro insan oldum. o yargılayan bakışlara göğüs gerdim. her şey sadece müzik içindi. üstelik telefonumu salladığımda shuffle yaparken sen de sadece next’e basabiliyordum. ona rağmen seni tercih ettim çünkü aramızda gönül bağı vardı. bi de ne yalan söyliyeyim telefonun şarjını çok bitirmek istemiyordum. ayrıca içindeki şarkılar bilgisayarımda yoktu şerefsiz.

sana değil belki ama içindeki şarkılara paha biçemiyorum, belki normal bi zamanda olsaydı sana da paha biçemezdim ama şu an biçiyorum şerefsiz. biçiyorum allahsız. gözümde beş para etmeyen neredeyse obsolete bir tekonolojik aletsin.

kapitalizmin kölesi olup yan ürünün ne varsa aldım, seni silikon kılıflara sardım be iPod. sana gösterdiğim ilgiyi belki sevdiklerime gösterseydim şu an toplumda örnek davranışlarıya parmakla gösterilen bir birey olurdum. ama sürekli seninle vakit geçirmekten toplumdan soyutlandım, sürekli kulağımda müzikle gezdiğim için çok defalar ezilme tehlikesi atlattım.

şu an bu satırları içindeki 29GB müzikten bir nebze olsun GB kopartmaya çalışırken yazıyorum ve şunu bil ki başaramazsam seni belki de kırabilirim iPod. garanti veremiyorum.

aldığm kulaklıklara mı yanayım, beni böylesine yarı yolda bırakmana mı yanayım şarkılarımın sırra kadem basmasına mı yanayım he iPod, he?

bir daha seni görmek istemiyorum, yaşadıklarımızı da unutmaya çalışacağım. seni tarihin karanlık sayfalarına gömüyorum non-sevgili iPodceğizim.

haaa belki bi anda hiçbir şey olmamış gibi düzelirsin, işte o zaman çok sevinçlenirim.

sevinçlenemezsem de artık kısfmet.

öpsem mi bilemedim? bay.

sera akture

5 Şubat 2010 Cuma

Sevgili Otomasyon...


Sevgili otomasyon,

Önce sadece Mimar Sinan'ınkine sövücektim ama öğrendim ki birçok öğrencinin başını ağrıyormuşsun. Bana bak sistem, seni koskoca yılda 5 kez falan kullanıyoruz. Bi dönem başlarında derslerini seçmek için, bi de sonlarında notları öğrenmek için bi de arada canımız falan sıkıldıysa kredilerimize bakmış olabiliriz. Ama sen her defasında çökersen olmaz ki! Hayatın boyunca yaptığın tek istikrarlı şey çökmek! Hayatımızı kolaylaştırmak kisvesi altında hayatımızı zindan ediyorsun.
5 senedir bu okuldayım, sadece bir dönem sorunsuz ders seçebildim, resmen gözlerim yaşarmıştı. Bir keresinde hatırlar mısın bilmiyorum, dönemimi bile dondurmuştun ben istemediğim halde. Ya peki seçemediğimiz "seçmeli" derslerine ne olucak? Ulan ders seçme Pazartesi başlıyor, seçmeli dersler zaten çoktan bitmiş oluyor. Ne alayım yani "Hayat Sigortaları Matematiği" mi?
Eski usulle gidip hocaların peşinde koşsak çoktan biterdi bu işler. Bıktım senden lan, vallahi bıktım. Bir açılırsın bir açılmazsın, her dersi vermezsin, işine gelince okulumu dondurursun, seçemeyeceğimiz dersleri verirsin hocalar bizi bırakır... Vesaire vesaire vesaire... Gördüğün gibi asla bitmiyor. Senin mağdurların Facebook'ta grup bile açmışlar be. Yuh.
Artık doğru düzgün çalışmanı istiyorum, ana işletim sistemin Ankara'daymış, o artık İstanbul'a mı taşınır ne olur bilemem ama git kendine çeki düzen ver. Tatile falan çık gerekirse, gerçi sürekli bir tatil halindesin ama.
Ulan sırf bir ders seçebilmek için sabah 4'e kadar uğraşıp, saati 6ya kurup güç bela seçip uyuduğum günleri bilirim. Sadece bir ders için bilgisayar başında 3 saat oturduğumu bilirim.
Yeter be!

Ne öpcem senin gibi beceriksizi, aptal!
Öpmedim bay!

e.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Sevgili Düşmek...

Sevgili düşmek,

Yıllarca "Ben düşmem!" diyip övündüm, çıldırasıya direndim sana karşı gelmek için. Kazandığım deneyim ve olgunlukla, "Bu dünyada kim düşmez?" diye soranlara "Tabii ki Çağrı düşmez, ya kim olacağıdı" dedirtir oldum. Düşenlere çeşit çeşit uzvumu kullanarak güldüm, kahkahanın hasını, gülücüğün en büyüğünü attım...

Ve sonunda ben de düştüm...

15 yıllık birikim, deneyim, profesyonellik 1 saniyede yitip gitti sevgili düşmek... Artık normal bir insanım. Küçükpipice'de yaşayan Metin'den, Zeytinburnu'nda yaşayan Osman'dan, Dudullu'da doğup büyümüş İsmet'ten hiçbir farkım yok. Artık "normal" bir insan, topraktan bir canım ben de.

Ne oldu bize? Niye yaşadık bunları? Niye bu şekilde oldu, niye "orda" oldu?

Ben niye Taksim Burger King'in ortasında "fiyup fiyup fiyup" diye bir süre tepindikten sonra "pıp" diye düşüverdim? Hani ben düşmeyecektim? Hani senle böyle anlaşmıştık? Ne oldu kanımla imzaladığım anlaşmamıza!?

Hala kâh popom, kâh dizim, kâh avuç içlerim ağrıyor düşmek. Başkalarına nasıl güldümse yıllardır, kendime gülüyorum artık.

Yine de kızgın değilim sana düşmek... Olacağı varmış demek ki. Ama 15 yıl düşmeyip, 15 yıllık birden düşmek de gereksizdi şimdi, kabul et. Daha hafif, daha nazik bir şey olabilirdi hani?

Her yerim ağrıyo lan!

Hufh! Öptüm bay!

Çağrı

Temsilidir

28 Ocak 2010 Perşembe

Sevgili Kar...

Sevgili kar,

Seni herkesin sevmesi umrumda bile değil. Bir defa ıslaksın neyini seveyim senin? Çocukluğumdan beri sevmem seni. Tamam yağdığında okullar tatil oluyordu o yüzden çok mutlu oluyordum ama artık tatil matil olmuyor ne yazık ki. Bak kar, iyisin temizsin, paksın, bembeyazsın ama buz gibisin be canım. Kafamı, boynumu kulaklarımı, ellerimi...Sarıp sarmalıyorum kendimi. Bereler, eldivenler, atkılar takıyorum yine olmuyor donuyorum be donuyorum! Soğuk şaka dedi mi birisi aklıma hemen sen gelirsin zaten, böyle kafalarına abuk sabuk zamanlarda kar topu yiyen veletler falan.

Gelelim senle aramızdaki asıl musibete. Kayıyorsun sevgili kar bilmem farkında mısın? Istanbul denen memleket bilirsin her tarafı yokuş bir şehir. Ve de sen yağınca her taraf düşüp popomu kırmama neden olacak kadar kaymaya meyilli oluyor. Ben de popomu kırma fikrinden hiç hoşlanmıyorum, dolayısıyla seni de sevmiyorum.
He aramız bozulmasın, evden dışarı bakarken, elimde kahvem, kitabım dergim ben de seni seyretmekten hoşlanabilirdim, ama ne yazık ki her gün işe gidiyorum. Her yağdığında trafik oluyor malumun. Hayat zor.

Seni sevmeyi emekliliğime bırakırken seni üşüyerek öpüyorum. Bay.

Sinem Dönmez

25 Ocak 2010 Pazartesi

Sevgili Facebook Chat

Sevgili Facebook Chat,

Oncelikle selam naber? Sana bu altin blog'tan gumus bir post ayirdigim icin bana cok tesekkur etmek istedigini tahmin edebiliyorum. Ama hem seninle isim olmaz, hem de sen bu satirlari okurken ben cok uzaklarda olacagim. Ornegin windows live messenger, ornegin skype chat, ornegin meebo, adium ve su an adini anamadigimiz tum saygideger chat ortamlari, bir de elbette cagnim gtalk, o civarlarda bir yerlerde salinacagim. Tum bunlar sana bir sey ifade etmiyor mu? Hani bir model alayim, bir kiskanayim, rakip olalalim canlar yarisalim falan.


Birincisi insanin da bir application'in da kendini bilmesi gerekiyor, sen vazifenin ne oldugunu biliyor musun bilmiyorum ama su sekilde aciklayabilirim sinir katsayimi artirmayi goze alarak. Bak simdi ben karsi tarafa 'selam naber' diyecegim, o da bana 'ne olsun ya, ayni iste, senden?' diyecek, sen de buna ortam hazirlayacaksin. Yani sen amac degil aracsin, bunu o kafana sok.

Ve de her sey keske 'selam naber?' kadar basit olsa, ne biliyorsun sen benim diyaloglarimin onem seviyesini, belki biz hoslandigimiz cocuga ilan-i ask ediyoruz orda, belki hocamizla konusuyoruz. bu ortami mi buldun deme, dijital cagda facebook hayatimizi parsellemis durumda. Her seyi bin kere kopi pest yapip tekrar tekrar gondermekten parmaklarimiz agridi, hayatimda bir kere sorunsuz konusmadim biriyle seninleyken ya! Bir kere bile. Surekli o igrenc pembe mi kirmizi mi cercevenle gitmeyen satirlari gozume gozume sokuyorsun. Cok onemli 5 satir bir sey yazdim diyelim, 1. satir ile 4. satir gitti, gerisi yok. Orda cikan sacma anlamin sorumlusu ben miyim lan! mesuliyeti uzerine aliyor musun yoksa? Nice gencler durumu kurtarmak icin iletisine 'ay bu facebook chat cok fena yaaa' yazmak zorunda kaldi, mesaj kaygisi tasiyan iletiler uzerinde cok buyuk etkin var beceresiksiz sey. Sesin de kapanmiyor zaten, o nasil bir sacmaliksa.

Bir de ispiyon huyun var senin. Mesela biri bi sey dedi, o pencere zart diye cikti ordan, ben bilgisayar basinda degilmisim taklidi yapiyorum, ama bir yandan da facebook'ta hayatima devam ediyor bir arkadasimin fotografina yorum yapiyorum, bi bakiyorum chat penceresinde direkt 'eda var ya, su an gozde'nin fotografinin altinda kakara kikiri yapiyor' konulu bir mesaj. Oldu mu ama canim simdi! Lan neyse ben sana bir sey demiyorum. Bir de ben seni kapatiyorum kapatiyorum laftan anlamiyor geri geliyorsun, ulasilirligimi artirma be, bi karizmam olsun benim de, cik hayatimdan facebook chat, iki satir yaziyi gonderemedin salak facebook chat! Ismini hak etmiyorsun, cik facebook bunyesinden, git kendine baska is bul, meydani genc application'lara birak.

Optum hadi bay!

Eda



Resmen de gordugunuz gibi ben bu kelimeler ve cumlelelerle remix yapiyormus imajimdan cok sikildim.

22 Ocak 2010 Cuma

Sevgili Maral...

Sevgili Maral,

Seninle Gölge'de o limonlu parfeyi yediğimizden beri, hayat benim için bambaşka hale geldi. "Bi denesene yaa" diye uzattığın o masum çatal, artık benim için o kadar da masum değil. Ben artık eski Ezgi değilim Maral. Artık bir bağımlıyım.

Gel zaman git zaman artık o limonlu parfeden başka bir şey düşünemez oldum. Aradan bir mevsim geçti, ben hala onu arzuluyorum Maral. 5 kilo fazlamı konuşmuyorum bile.

Bu hafta sonu deli gibi kar yağacakmış, şu an ayaklarım deli gibi üşüyomuş falan artık hiçbiri umrumda değil, artık sadece limonlu parfemi düşünüyorum.

Onu benimle tanıştırdığın güne çok pişmanım Maral. Neden yaptın bunu bana?

Boğazım ağrıyo Maral, ama olsun.

Olsun yine de öptüm seni bay!

e.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Sevgili Facebook Önerileri...


Sevgili Facebook önerileri,
Devamlı olarak hiç tanımadığım ve hatta tek bir ortak arkadaşım bile bulunmayan kişileri arkadaş olarak eklememi öneriyorsun. Öneri kutucuklarını kapatsam bile, istikrarlı bir biçimde yeni insanlar bulup onları sıralıyorsun pek sevgili Facebook önerileri. Sınırlarının ne olduğunu anlayabilmek için gerizekalı gibi sürekli kutucukları kapatıp önerilerinin son bulmasını bekledim. Ama ben bıktım sen bıkmadın, yapay zekalı şey seni! Ama asıl merak ettiğim, bana bu insanları önermene sebep olan yapay zekan acaba beni kimlere önermeni emrediyor? Ben önerilerini reddettikçe, sen hırs yapıp beni daha çok kişiye mi öneriyorsun da arkadaşlık isteği gönderen alakasız zevatların ardı arkası kesilmiyor? Ayrıca son zamanlarda arkadaşlık isteğini kabul etmediğim insanlara; beni asosyallikle, yeni insanlar tanımaktan korkmakla suçlamayı da önerdiğini düşünmeye başladım. Sana son olarak bir çift sözüm var pek sevgili Facebook önerileri: böyle yapma.

Öptüm bay.
jokerler adına Irmak

Sevgili Kızılkayalar Önü İnsanları...

Sevgili Kızılkayalar önü insanları,

Hepinizin ıslak hamburgere bayıldığını biliyorum, bir kere o parlayan gözlerinizden belli oluyor. Diğer bütün büfeler Kızılkayalar'dan farklıymışcasına orayı tercih etmenizi de anlıyorum diyelim. Bir şeyde takılıyorum. Canlarım hamburgeri yerken orada durma zorunluluğunuz olmadığını biliyorsunuz di mi?
Öyle bir kural yok yani, kafanız rahat etsin. Elde de yeniyormuş o yürürken.
Kendinizi benim yerime koyun, günlerden Cumartesi, radyodan sabaha karşı 4 gibi çıkıyoruz, aklımıza ıslak hamburger düşmüş, yolu tutuyoruz. Siz napıyorsunuz? DURUYOSUNUZ! Neymiş efendim, "hamburger aldık şurda yiyelim de gideriz sonra", e haliyle bunu hepiniz yapınca orda küçük bir izdiham oluyor. Bir de asla ama asla çekilmiyorsunuz ya ben ona hayranım aslında. O inadınız beni benden alıyor.
Sabah 4'te Taksim'deki bütün insanlar resmen toplanmış, dükkanın önünü kapatıyosunuz. Hayır bi de hepiniz sarhoşsunuz, sizle mi uğraşıcam ben?
Soğuk evladım, gidin yürürken yiyin hamburgerinizi. Almayın demiyorum, yine yiyin ama bekleme yapmayın.
Biriniz ikiniz olsa anlayacağım ama orada bardan daha kalabalık ortam görmek istemiyorum bir daha.

Hadi canım, öptüm bay!

e.

17 Ocak 2010 Pazar

Sevgili Erkekler...

Sevgili erkek milleti,
Senelerdir kısa boylu, uzun boylu, göbekli, göbeksiz, komik, ciddi demedim hepinizde sevilecek bir yan bulmaya uğraştım durdum. En gıcığınıza bile özünde iyi çocuk dedim. Çok hoşlanmasam bile, bir şans verdim. Sezar'ın hakkı Sezar'a, uğrunuzda belli çabalar harcadım, inkar edemezsiniz. Üzerinizde büyük emeklerim var siz de biliyorsunuz.

Tamam kabul, benim de psikopatlıklarım vardır elbet, öküz bi insanım filan mesela, ama hiçbirinizden büyük romantik aktiviteler de beklemedim. Arabayla evime bırakılmakmış, restoranda hesabın ödenmesiymiş, ne bileyim üşüyünce ceketin verilmesiymiş, günde 80 kere aranmakmış, illa ki evlenmekmiş... Yok, kıyamadım size, beklemedim hiçbirinizden böyle şeyler.

Ama yooook! Memnun edemedik sizi bir türlü. Biri der, hazır değilim. Öbürü der, kafam karışık. Biri hazırım der ama kıçını kaldırmaya üşenir, diğeri bi adım atana kadar sittin sene geçer. Biri çok aşık olur kaçar, öbürü aşık olmaz kaçar. Ömrümü yediniz be. Ulan sevgili erkekler sizi bana parayla mı verdiler, merak ediyorum, nedir bu allanızın aşkına?

Bakın her şeyi kabul edebilirdim, tamam diyebilirdim, erkek milletiyle aramızda ufak bir iletişim problemi var diyip sineye çekebilir, en sonunda bir bağlantı kuracağız inancıyla çabalamaya devam edebilirdim ama sizden, o son yediğim darbe var ya, sonuncusu... Ah işte, onu yapmayacaktınız bak! Bu sefer, bıyıkları kesilmiş kediye döndüm ulan.

Hayır diyeceğim ki, aranızda büyük bir dayanışma var, vakti zamanında bi - iki tanenize yaptığım bi yanlışın intikamını alıyosunuz, yok anacım, o kadar da dayanışılır mı yahu? Ne bitmez çilem varmış ya.
Açık konuşayım sevgili erkekler, sizi seviyorum, hep sevdim ve sevmeye de devam etmek istiyorum mümkünse. Ama şansınızı fazla zorluyorsunuz artık. Ayağınızı denk almazsanız karasularınızdan bir deniz çekilecek, haberiniz olsun. Gidip manastıra mı kapanırım, lezbiyen olmak konusunda kendimi mi eğitirim bilmiyorum ama uğraşamayacağım sizinle böyle giderseniz.

"Extreme situations call for extreme measures" derler. Lütfen, beni mecbur bırakmayın.
Bilgilerinize sunarım.

Öptüm, bay.
deniz

Sevgili Arakçılar...

Sevgili arakçılar,

Bir şeyi "çok açık biçimde" başkasından araklıyorsanız, en azından "bazıları fikir hırsızlığı yapıyor" gibi bir iddiada bulunmayın, olur mu? Biliyorum, eziksiniz. Biliyorum şu yaşa gelmenize rağmen kendinizi hiç geliştirememiş, hayatta hiçbir şeyi kendi kendine başaramamış, bir baltaya sap olamamışsınız.

Biliyorum ki küçük, basit, karaktersiz, beyinsiz insanlarsınız...

Bazılarınız arakladığının farkında değil. Bir yerlerde bir şeyler görüyorsunuz bir kısmınız, o minicik aklınızın bir köşesinde kalıyor. Uzun bir süre sonra bir anda hatırlayınca, biraz da aptal olduğunuz için "aha harika bi fikir geldi aklıma!!!11" diye atlıyorsunuz adeta bir lapin, adeta bir sazan gibi. Aranızdaki sevimli sazanları tenzih ederek konuşuyorum.

Bazılarınız var ki, işte onlardan, suratlarına tükürmeye bile tenezzül etmeyecek kadar çok nefret ediyorum. Bir insanın nefret sınırı en fazla ne olabilirse, ondan bir fazla nefret ediyorum sizden. Evet moronlar, siz "Yeaa, bunu benden araklıyorlar" diyenlerden, "Siz emek hırsızısınız, benden araklıyorsunuz" diyenlerden, "Beyler tamamen kendi upload'ımdır" diyenlerden bahsediyorum.

İnanın bana, gözümdeki değerinizi anlatacak kadar aşağılayıcı bir kelime, benim sözlüğümde yok. Olsaydı, muhtemelen size o şekilde hitap ettiğimde annelerinizi "Allahım ben ne biçim bir şey doğurdum, lanet olsun o güne!" diye ağlatacak kadar korkunç bir şey olurdu ama...

Söz veriyorum, uğraşıcam sizinle! Sizin gibi; tespit edebildiğim, iletişim kurabildiğim tüm karaktersizlerle uğraşıcam. Bir de çok büyük küfürler ediyorum, çok feci sövüyorum size haberiniz olsun.

Öptüm bay,

Çağrı

13 Ocak 2010 Çarşamba

Sevgili tam hapşıracakken geri kaçan hapşırık

Sevgili tam hapşıracakken geri kaçan hapşırık,

Şımarıklığın bu kadarı olmaz ama >:|

Geliyorsun diye işi gücü bırakıyorum. Bütün ilgimi sana yoğunlaştırıp kendimi hazırlıyorum. Tam ağzımı açıp suratımı kimsenin görmesini istemeyeceğim kadar acayip bir hale getirdiğimde, hop geri kaçıyorsun olacak iş mi bu?

Hapşırmak kalbime de faydalıymış hem, gitsene sen ya!... Neden bu "ayrılamaaaam" tribi? Yüzsüzsün de ayrıca. Ben senin yerinde olsam istenmediğim yerde durmam. Hani saatlerdir git diye ışığa bakmaktan gözlerimden olucam. Rahatsız oluyorum arkadaşım, terbiyesizlik ediyorsun! Ben ki senin için kalbimin bir saniye durmasını göze alıyorum. MEH!

Tabii bazen başka insanların gazına gelip geri kaçıyorsun o da ayrı mesele. Hayır yani, kısa bir süre de olsa beraber yaşamışız, hiç mi hatrım yok? Ne olmuş hapşırmadan önce "çok yaşa" demişlerse? O iç basıncı ayarlayana kadar ne kadar uğraşıyorum senin haberin var mı!


Ortalama 140 km/s'lik bir hızla seni fırlatıp atasım var. Kaçma artık, tamam mı bebişim?


Hadi öptüm kocaman, bay!

Bahriye

12 Ocak 2010 Salı

Sevgili Kirilacak Seyler

Sevgili Kirilacak Seyler,

Illa kirilacaksiniz yani oyle mi? En ufak bi esneklik payi yok bu kararinizda.

Hayir su isin en dramatik yani kirilabilitesi olan bir seyin fiyati ister 7 milyon dolar olsun, ister 2 lira olsun salise icinde gerceklesen bir kirilma olayindan sonra butun dunya yalan lan, ne yaparsan yap bos. Iste bu acimasizliktir beni yaralayan. Hayatimda kirilmak kadar uzucu bir sey duymadim, her seyin bir geri donusu var, cekirgenin ziplayisinin bile 3'e kadar yolu var yani. Kedi 8 kez olumcul hareketlerde bulunabiliyor.


Insanlar tasiniyorlar, koliler hazirlaniyor, o kolilerin uzerinde asla 'kirilabilir seyler' yazmiyor, 'kirilacak seyler' yaziyor. Nedir yani bu kesinlik, bu pesin pesin hukumde bulunma durumu iste ben bunu anlamiyorum. Kesinlikle kirilacaksiniz, kafaniza koydunuz oyle mi? Insanlari bu kadar korkutmak niye, nerden geliyor bu simariklik, sonucta parasi neyse verdik aldik seni, tum haklarin bana ait olmali bence, kirilacaksan da ben kirarim arkadas! Bir sinirlenme aninda artislik olsun diye atarim ayfonumu camdan, ben kirarim, ama sen ne hakla hem ustune milyar alip hem de en ufak bir yumusak dususte kiriliyorsun ki?


Koca koca insanlar kiriliyor, inciniyor, kalp kirilmasi diye bir sey var. Ki bilir misin bilmiyorum kalp dedigin oyle basit bir sey degil, adami direkt oldurur, sen ne anlarsin gerci kalp falan, vicdansiz seni. Ha ne diyorduk? Kalp, kalpler kiriliyor. 'Ozur dilerim' diyorsun, bakiyor karsindaki de duruma, biraz surunduruyor ya da direkt kabul ediyor. Ama bi geri donusu var yani anlatabiliyor muyum? Senin gibi basini alip gitmiyor. Ki sen bi esyasin nihayetinde. birileri gelip bana 'o kadar ustune gitme ya, o da bi can' diyemiyor mesela, bitki degilsin, hayvan degilsin, esyasin esya, ne bu kendini begenmislik yani.

Bence sen bir daha dusun; yerini catlamaya, boyasi cikmaya, kenarindan azicik kopmaya, ne bileyim 'oha hicbir sey olmamis lan'lara falan birak. Tamam mi suratsiz?

Hadi optum bay!

Eda



not: Bu mektup gecen gun hem duygusal anlamda bayilarak, hem de cok para bayilarak aldigim caaagnim tacimin elimde kalmasi uzerine, onun hatrina ve de terbiyesizligine istinaden yazilmistir.

10 Ocak 2010 Pazar

Sevgili Ayvansaray...

Sevgili Ayvansaray,

Her gün gelip geçiyorum yanından yörenden, günde iki kez hem de. Tamam, ben de sana yüz vermiş değilim, hatta farkında bile değildim şimdiye değin. Senin ordan çabucak gelip geçmek durumundayım bugünlerde, Metrobüs denen hadiselerden birindeki ayakta yolcu suretinde. Sağımdaki solumdaki sürü sepet trafik şeritlerine aldırmadan, akıcı ve hızlı bir şekilde. Trafik dedim de o nasıl bir köprü öyle? Haliç köprüsünden bahsediyorum! Yanaşık düzen bir sürü köprü? Dünyanın en çirkin köprüsü? Üçüncü boğaz köprüsünü de öyle yapsalar ya Ayvansaray, ikincisine bitişik; dördüncüsünü ikincinin öbür yanına? Ha, nasıl olur?..

Neyse, sen bunlardan en çok benim kadar anlarsın, boşver. Bak, bilgin olsun diye söylüyorum, ben birkaç durak sonra "Avrupa'nın En Büyük Adalet Sarayı inşaatı"nın önünden geçip dünyanın en büyük adaletsizlikleri arasına karışacağım. Evet evet, öyle bir inşaat var Mecidiyeköy'e doğru. "Avrupa'nın En Büyük Adalet Sarayı" yapılıyormuş. Pentagonun yavrusu gibi düşün ama köşeleri yok, yuvarlak bir şey, ama onun da ortadan kesilmişi. Yarımı, yamalağı yani. Ne diyelim, Allah tamamına erdirsin. Akşama yine görüşürüz Ayvansaray, hoşça kal şimdilik; Halıcıoğlu'na söylerim selamını.

Öptüm Bay!


Ali Rıza Esin

öptüm bay!  © Blogger template por Emporium Digital 2008

Voltar para o TOPO